Page 3 of 41234

+238m istanbul

+238m istanbul

+238m istanbul, originally uploaded by omer.kanipak.


21. 06. 2010 | Photography | Print |

Apartheid*

İMKAN MEKAN Apartman Projesi için Öneri

İstanbul’un en hızlı değişen bölgelerinden biri belki de Kızıltoprak, Bostancı ve E-5 arasında kalan bölgedir. Zamanında banliyö treni ve vapur hatları ile beslenmeye başladıktan sonra bu bölgedeki meyve bahçelerine inşa edilen köşklerin ve müstakil evlerin sayısında hızlı bir artış başladı. Orta ve üst sınıf İstanbulluların sayfiye bölgesi olarak kullanmaya başladığı bu alan daha ufak parsellere ayrılıp üzerilerinde apartmanlar yükselmeye başladıktan sonra daha da değerli hale geldi. Ayrık nizam imar koşulları ve nispeten korunmuş yeşil doku ve topoğrafyanın da sağladığı avantajlarla İstanbul’un en fazla rağbet gören konut alanlarından birisi bu bölge oldu. Bağdat Caddesi ekseni boyunca gelişen bu alandaki emlak değerleri sürekli yükseldi.

İmar planında radikal bir değişiklik olmasa da her 20-25 senede bir plana eklenen birkaç maddelik notlar bu bölgedeki dokuyu gözle görülür şekilde değişmesine neden oluyor. Bu bölgede yaşayan insanların ve onların çocukları yaklaşık 70 yıllık bir süre içinde köşk bahçelerinin parsellere bölünüp iki katlı kagir müstakil evlerin bölgeye yayılışına, ardından bu evlerin apartmanlara dönüştüğüne sonra da bu parsellerde yeni ve daha yüksek apartmanların inşaatlarına tanık oldu. Bu nedenle İstanbul’un en sık yenilenen yapı stoğunun bu bölgede olduğunu iddia etmek yanlış olmaz.

Plan notları en büyük tasarım araçlarından biridir aslında. Örneğin, zamanında pek çoğunda iki üç balkon bulunan bu apartmanların yeni inşa edilenlerinde hiç balkon bulunmaz. Buna karar verenler mimarlar değildir, çünkü bir tarihte imar planı notlarına bundan sonra balkonların emsalden sayılacağına dair bir not eklenivermiştir. Böylece son birkaç sene içinde inşa edilen apartmanlar Fransız Balkonu tabir edilen yere kadar inen camlarla ve önlerinde alüminyum korkuluklara sahiptir.

Bu notlardan bir tanesi çok ilginç sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu bölgede inşa edilen apartmanların bir kısmının zemin katlarının bomboş olduğu görülür. On, on iki katlı bu yapılar kolonlar üstünde yükselirken zemin katlarında duvarlar sadece merdiven ve asansörleri barındıran çekirdeği çevirir. Bunların ortaya çıkmasına yol açan plan notu, zemin katları iskan edilmeyen apartmanların fazladan inşaat emsaline sahip olmasını ifade ediyor. Üst katlardaki dairelerin zemin katlardakinden daha yüksek fiyata satılabileceğini bilen pek çok müteahhit ve ev sahibi doğal olarak zemin katları boş bırakmayı yeğlemiştir. Bugün söz konusu bölgede bu plan notuna göre inşa edilmiş yüzlerce apartman bulunmakta ve zemin katları hala kullanılmamaktadır. Deprem açısından zaten tavsiye edilmeyen bir tasarım olmasının yanı sıra, kentin en değerli bölgesindeki kullanışlı metrekarelerin bu şekilde israf edilmesi İstanbul’a özgü ilginç bir durum yaratmaktadır.

Her şeyden garip olanı ise, bu apartmanların pek çoğunda yerleşik bir şekilde görev yapan kapıcıların dairelerinin bodrum katlara sıkıştırılmış olmasıdır. Üstlerindeki zemin katlara ekleniverecek birkaç duvarla daha aydınlık ve yaşam koşulları daha sağlıklı dairelerde oturabilecekken, apartman görevlilerinin neredeyse hepsi rutubetli, dar pencereleri tavana yakın bu karanlık dairelerde yaşarlar.

Hiçbir şekilde kullanılmayan bu zemin katların değerlendirilebileceği bir sürü çözüm üretilebilir. Çocuklar için oyun alanı, daire sakinleri için toplanma mekanları, kermes alanı veya benzerleri akla ilk gelenler. Ancak bugüne dek bu apartmanlarda oturanların üret(e)memiş olduğu bir kullanım şeklini dışarıdan biri olarak önermek pek doğru gelmiyor. Demek ki bu boş zemin katları kimseyi rahatsız etmiyor, buraları kullanmayı kimse istemiyor.

İMKANMEKAN atölyesinde bu mekanlara yönelik suni bir ihtiyaç ve çözüm yaratmaktansa, zeminin hemen altında pek de iyi olmayan koşullarda yaşayan apartman görevlilerine dikkat çekmek, bunun için olabildiğince basit bir müdahale ile zeminin altında yaşayan bu ailelerin mekanlarını görünür hale getirmek ve bu saçmalığa dikkat çekmek projenin esas amacı. İlham aldığım sanatçı ise New York’ta neon renkli bantlarla kentin çeşitli parçalarına müdahalelerde bulunan Aakash Nihalani oldu.

*Apartheid: Afrikaans dilinde ayrılık anlamına gelen ve 1948-1994 yılları arasında Güney Afrika’da Ulusal Parti tarafından yasallaştırılan ve uygulanan ırksal ayrışmaya verilen isim. 1958 yılından itibaren yasalarla da desteklenen Apartheid sistemi, insanların derilerinin renklerine göre sınıflandırılmaları sonucu, beyaz azınlık dışında kalanların vatandaşlık hizmetlerinden daha az yararlanmaları, devletin sağladığı sağlık hizmetleri, eğitim vb.lerinden daha az yararlanmaları gibi ırkçılıklara zemin olmuştur. Güney Afrika’da apartheid’a karşı Anti-Apartheid Hareketi oluşturulmuş, Nelson Mandela iktidarıyla ırkçı-ayrımcı uygulamalar durdurulunca Apartheid’ın ortadan kalkmasıyla bu hareket te son bulmuştur.


09. 06. 2010 | Architecture, Video | Print |

Uğur Tanyeli ve Esen Karol

Uğur Tanyeli’nin zamanında email vasıtası ile Esen Karol ile yaptığı uzun ve ufuk açıcı söyleşisi. Böyle değerli şeyler zamanla kayboluyor, ulaşmak zor oluyor diye kendime bir kopya yapıyorum.

Esen Karol

Esen Karol

“Esen Karol Türkiye’nin önemli tasarımcılarından biri. İşi grafik tasarım. Ancak, aşağıdaki e-posta söyleşisinde şu sözleri söyleyen birini belki daha geniş bir bağlama oturtmak gerekiyor: “Tasarımcı giderek daha çok düşünen, hayata dair daha çok derdi olan birine dönüştü. Oysa bir tasarımcının entelektüel potansiyelini mesleki pratiği içerisinde gerçekleştirmesi neredeyse imkansız çünkü araçları yetersiz. Belki yeteri kadar soyut değiller. Bence ‘dertli’ tasarımcılar mutsuzluk/tatminsizlik/ çaresizlik içinde kendi önemlerini abartarak, yani muazzam bir ‘aura’ kurgusu ile bir tür (tanrısal) ehliyet elde etmeye çalışıyorlar. ‘Aura’ ehliyeti alan tasarımcılar sonsuz bir özgürlük alanı kazanmış gibi olup, istediklerini istedikleri gibi yapacak iktidara sahip oluyorlar ya da dışarıdan öyle gözüküyor. Yani programa tabi olmuyorlar, kendi programlarını kendileri yazıyorlar. Oysa ‘aura’ ehliyetiyle üretilmiş tasarım nesnelerinin bile, ne derece eleştirel olurlarsa olsunlar, son derece kısıtlı bir söz söyleme potansiyelleri var. Hiçbir tasarım nesnesi tarihte kırılmaya yol açmış tek cümlelik bir teori kadar fark yaratamıyor. En ‘parlak’ tasarım nesnesi bile ancak tasarım tarihinde bir kırılma oluşturabiliyor; bu da aslında tarihteki esas kırılmanın sebep olduğu bir çatlak oluyor daha ziyade.”

Tasarımcıların yeni edindikleri yaygın ünün keyfini çıkartmaya çalıştığı, kendilerini merkez alan büyünün gerçekliğinden kuşku duymamaya eğilim gösterdiği, bir iç ve dış toplumsal ortamda bunlar duymaya alışık olduğumuz sözler değil. Esen Karol, tasarımın varoluş sorunsallarıyla hesaplaşmayı deneyerek, köhnemiş toplumsal sorumluluk savlarına da, güncel tasarımcı kayıtsızlığa da muhalif bir açılım yapmaya çalışıyor. Yani tasarımın dünyayı biçimlerken aynı zamanda bir otorite tanımı yapabildiğini veya bir iktidar aracı olabildiğini görmediği halde, o otoriteyi ve iktidarı tepe tepe kullanan bir kuşağın kapanışını haber veriyor. Önceki tasarımcı kuşaklarının bilincine varmadıkları, ama sadece farkına vardıklarında bile, hemen kendi “aura”larını rasyonalize etmek için başvurdukları o iktidar ve otorite yapılarını sorguluyor. Onu, tasarım aracılığıyla tasarımın, sanat aracılığıyla sanatın, mimarlık aracılığıyla mimarlığın altını oyan bir grup üreticinin arasında düşünmek gerek. Ancak, hepsinden önemlisi, o artık “Türk” tasarımcısı etiketinin tarif ettiği bir bağlamın içinde değil. Bize ürünüyle bir kültür alanının çerçevesinden konuşmuyor; düşüncenin coğrafya-ötesi, “trans-kültürel” bağlamından hitap ediyor. Böylesi bir hitabete hiç alışık olmadığımız gibi, bizimle bu biçimde çok konuşan da yok.”

Esen Karol Söyleşisi [PDF]


08. 10. 2009 | Graphic | Print |

Mountains

Mountains

Mountains, originally uploaded by omer.kanipak.


30. 09. 2009 | Photography | Print |

Paris Panaroma

Paris Panaroma

Paris Panaroma, originally uploaded by omer.kanipak.


21. 09. 2009 | Photography | Print |

Hauptbahnhof

hauptbahnhof

hauptbahnhof, originally uploaded by omer.kanipak.


16. 09. 2009 | Photography | Print |

Landschaftspark Duisburg

Landschaftspark Duisburg

Landschaftspark Duisburg, originally uploaded by omer.kanipak.


15. 09. 2009 | Photography | Print |

Zollverein Kokerei

Zollverein Cockerei

Zollverein Cockerei, originally uploaded by omer.kanipak.


15. 09. 2009 | Photography | Print |

Sessiz bir carpışma

Çağdaş Sanatlar Müzesi

santralistanbul’u ilk kez İstanbul Mimarlık Bienali’ne İstanbul’da uygun bir yer ararken Eylem Ertürk ile birlikte ziyaret etmiştik. O zamanlar sadece Santral diye anılıyordu ve tam anlamı ile şantiye bile sayılamayacak bir safhadaydı. Ayağımızda büyük sarı çizmeler ve başımızda baretlerle proje yöneticisi Akın Barlas ile girebildiğimiz tüm büyük hacimlere girip çıkmıştık. Güvercin pisliklerinden ve yılların birikimi olan çamur ve pastan içerideki makineler zar zor görünüyordu. Bu makinelere birer çatı olması için yapılan iddiasız, ancak iddiasız olduğu kadar da etkileyici bu terk edilmiş mekanlara, yılların ihmalkarlığı ile neredeyse elle tutulacak kadar somut bir hüzün sinmişti. Sadece makine ve kazan binaları değil, 120 dönümlük arazinin tümüne sinmiş bir histi bu. Kömürden kararmış, çamurlaşmış zeminde sarmaşıklarla dolanmış, ıslah edilmemiş ağaçların arasında gelişigüzel dağıtılmış gibi görünen, işçi lojman binaları ve ufak tefek bir iki atölye binası da, bu biraz karamsar biraz da melankolik havayı pekiştiriyordu.


Devam | Continue…


12. 02. 2008 | Text | Print |

Kültür Merkezi >< Merkezi Kültür

“Kültür Merkezi” ne kadar anlamsız bir terim haline geldi. Mimarlık fakültelerinin değişmez bitirme projesi konusu. Hemen hemen tüm mimarlar oğrenciliğinde bir “Kültür Merkezi” çizmiştir. Hepsinde konser salonu, fuayesi, sergi salonları, prova odaları, kostüm depoları… Senaryoya göre her akşam dolup taşacak, artık hangi şehirde veya semtte yapılıyorsa oranın “kültürel aktivite ihtiyacı”nı giderecek… Aktivite derken konser, opera, bale, tiyatro… Aklınıza sanat denince ilk gelenler sanat alanları. “Kültür Merkezleri” senelerdir Türkiye’de “Merkezi Kültürün” evleri olarak hayal edildi, oyle davranıldı.

AKM yapıldığında opera, bale, senfonik müzik denince Türkiye’deki merkezi kültür alanlarını anlaşılıyor, ya da anlaşılması arzu ediliyordu. AKM’de bu kültür alanlarının merkezi idi… AKM’nin yıkılıp yeniden yapılma temennisi, bu kültür alanlarının artık merkezde değil kenarda kalmış olmasından kaynaklanıyor. Artık kültür ve kültürün ana ifade aracı olan sanat çok merkezli, hatta merkezsiz. Bu yüzden “Kültür Merkezi” lafı da içi boşalmış bir laf. Bir yapının “Kultur Merkezi” olması için hangi sanat disiplinlerinin evi olması gerekiyor? Sinema mı, hip-hop mu, video-art mı, Türk Halk Muziği mi, folklor mu, tiyatro mu? Hepsinin birden olduğu durum mu?

Devlet “Artık bu ‘Kültür Merkezi’ beni ifade etmiyor, yıkıp yeniden yapacağım” diyor. Hemen hemen herkes de AKM’nin mimarisine, bir simge olarak binaya odaklandı. Oysa devlet, ben artık “kültürün ve sanatın himayesini yapamıyorum” demek istiyor. “Benim benimsediğim, geliştirmek istediğim sanatlar AKM’de vücut bulanlar değil, ben Osmanlı kültürünü, Türk-İslam sanatını geliştirmek, yaymak istiyorum. Klasik sanatlar ilgi alanıma girmiyor, daha da ötesi çağdaş sanat, deneysel tiyatro, video sanatı, grafik tasarım sanatı, elektronik müzik, animasyon, dijital sanatlar gibi yeni alanları özel kurumlar geliştirsin, korusun.” diyor.

Klasik sanatlara merakım hemen hemen hiç olmadı, olamadı. Opera, bale, hatta tiyatro bana hiç hitap etmedi, edemedi. Ama yine de bu sanat alanlarının yok olmaması gerektiğini savunuyorum. Eskiden merkezde yer alan opera-bale-senfonik müzik, tiyatro gibi klasik sayılabilecek sanat alanlarının himayesini, merkezi devlet sosyal bir görev olarak üstlenmezse özel sektör hiç benimseyemez. AKM’nin işletmesi özelleştirildiği anda bu sanat alanları iyice sahipsiz kalacak demektir. Oysa AKM bir yapı olarak kültür mirası olduğu gibi, içerdiği fonksiyonlar itibarı ile de bir kültür mirasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin geçirdiği kültürel dönşümün mirasıdır, sadece yapısı ile değil, iceriği ile birlikte. Ancak görünen o ki, İstanbul bir 15-20 sene icinde opera oynanmayan, senfonik müzik çalınmayan, balesi olmayan bir metropol olma yolunda.

Yeni sanat disiplinleri için ise yeni mekanlardan çok yeni öznelere ihtiyaç var. Bu kültür alanlarını genişletme enerjisi olan, sürdürülebilir kurumlar, yapılar gerekiyor. Bu yapıların binaları, mekanları nasılsa bulunur İstanbul’da. Mesele mimarlık değil aslında.


10. 12. 2007 | Text | Print |

Page 3 of 41234

Meta

Search | Ara

    Archive | Arşiv