Page 4 of 41234

Sarkaç Ev

 

Bir ailenin kısa dönem tatilleri ve haftasonu kalışları için tasarlanan SM evi, Asos’un yakınlarındaki köylerin birinde, dik bir yamaca bakan yolun hemen kenarındaki uzun bir arsaya yerleştirilmiş. Ege’nin muhteşem manzarasına odaklanan bu ev, İstanbullu bir ailenin kimi zaman huzur, kimi zaman dostları ile eğlenebileceği basit ama kullanışlı bir ev ihtiyacı ile Mimarlar Tasarım’a başvurmaları sonucunda ortaya çıkmış. Kendi basit barınma ve yaşama ihtiyaçlarının yanısıra evlerinin konforunu zaman zaman ağırlayacakları ziyaretçileri ile paylaşma isteği dışında fazla bir talepleri olmasa da, gerek yerleşim gerekse malzeme ve detaylardaki isabetli kararlarla mimarlar, basitliğin içinden doğabilecek zenginliği bir kez daha göstermiş oluyorlar. Tıpkı kendilerine Ağa Han ödülünü kazandıran ve aynı köyde bir kaç sene önce tamamlanmış B2 evinde olduğu gibi bu evde de anıtsal bir yalınlık hakim.


Devam | Continue…


10. 03. 2007 | Text | Print |

Mimarlık Fakültelerine İhtiyaç Var mı?

Geçen gün ilginç bir şey öğrendim. Dünyanın en eski üniversitesi MÖ 425 yılında İmparator Theodosius II tarafından temelleri atılan, ama ondan yaklaşık 450 yıl sonra, Bizans imparatoru III.Michail’in yerine yönetimde olan Bardas tarafından yeniden yapılandıran Konstantinapolis Üniversitesi imiş. Tabi ki üniversitenin tanımı farklılıklar taşıdığı için, dünyanın en eski üniversitesi için çeşitli karşı iddialar da var. Ne var ki, yönetimde özerkliğe sahip, araştırma-geliştirme misyonu üstlenmiş ve akademik olarak bağımsız bir kurum olan üniversite tanımının ilk örneğinin, Magnaura Üniversitesi olarak da bilinen İstanbul’daki bu kurum olduğu konusunda hemen hemen herkes hemfikir.

Devam | Continue…


10. 11. 2006 | Text | Print |

Geleneksel Türk Trafoları

trafo

1930’ların Almanyası’nda idealize edilmiş Neo-klasik yapılar, politik bir araç olarak kullanılıyordu. Hiç bir zaman Roma İmparatorluğu veya Antik Yunan Medeniyeti ile organik bir ilişkisi olmamasına rağmen, bu iki medeniyetin kalıntılarından esinlenen devasa anıtsal yapılar ve aksiyal düzendeki şehir planları Almanya’nın destansı bir geçmiş yaratma ve bunu taşa dönüştürme çabaları idi. O dönemin Almanyası mimarlık ve kültür üretimi açısından tam bir çelişkiler yumağı idi. Bir yanda hiç varolmamış bir efsanenin eserlerini ve o medeniyeti baştan yaratma çabası varken, bir yanda da romantik ulusalcılık söylemine dayalı folkrolik (völkisch) bir halkçılık akımı destekleniyordu. Anti-Semitizm ile birleştirilen tüm bu söylemler, zaten dünyayı kasıp kavuran ekonomik buhran döneminde ve çalkantılı siyeset ortamında ne yapacağını bilemeyen Alman halkı için ne yazık ki can simidi olarak görüldü.


Devam | Continue…


17. 08. 2006 | Text | Print |

Interview with Kees Christiaanse in Istanbul

Şevin Yıldız: First of all, I would like to specially ask you about masterplans. As an urban planner do you think that masterplans are still valid in this century where everything is changing so rapidly, so unexpectedly? In our country, we, as architects and planners, have a little bit of a suspicion towards masterplans because it takes too much time to do it and afterwards it looses its validity. And, as a tool mostly we can not use it very effectively, so I would like to ask you your approach upon this subject?

Kees Christiaanse

Kees Christiaanse

Kees Christiaanse: We love to make masterplans exactly, because of the reasons that you just mentioned. Nowadays, you can not design a region, and then because of implementation reasons, it can only be ready in the next ten years. It’s not possible, because in every two years something else happens. So, you must work with something that takes into account unexpected social, demographic, political conditions, that can work with different speeds or accomodate varying programs, that has all kinds of flexibilities. Now the question is can you make a masterplan or not? We say “yes” because, we have been developing a working method in making masterplans that have this potential of flexibility, but at the same time, have a very strong quality of public space and also very strong quality in design principles.

So, for instance, we prepeare masterplans which have a very self-evident basic structure and sustainable for many years probably.And, then we test different phasings and rules on the building plots which are also flexible. So, we experiment with the valids between flexibility and fixation. Therefore in that respect, we think it’s very interesting to make masterplans nowadays. We also find it necessary, because if you do not make masterplans, it brings a total anarchy. In addition to that if you make fixed urban visions, you have no way of getting there again.


Devam | Continue…


23. 07. 2006 | Text | Print |
Tags: ,

Uluslararası Olma Motivasyonu

Türkiye’deki mimarlık üretiminin ve müellif mimarların çeşitli ortamlarda zaman zaman uluslararası meslektaşları ile ve onların ürettikleri ile kıyaslandığını görüyoruz. Çoğu zaman da bu kıyaslamayı mimar adaylarının veya mesleğe yeni adımını atmış genç mimarların farklı ortamlardaki tepkilerinden algılıyoruz. Arkitera Forum’da da zaman zaman bu çerçevede konular açılıp tartışmalar sürüyor. “Neden Türkiye’den dünya çapında bir mimar çıkmıyor?” veya “Sizce Türkiye’deki en Star(!) mimar kim?” gibi kuru rekabet ve karşılaştırma seviyesinden öteye geçmeyen tartışmaların altında çok daha farklı bir sorun yatıyor aslında.


Devam | Continue…


06. 07. 2006 | Text | Print |

Paulo Mendes da Rocha ile söyleşi

Paulo Mendes da Rocha

Şevin Yıldız: Projelerinizde genelde farklı mimarlık ofisleriyle işbirliği yapıyorsunuz. Her projenizin ekibi farklı. İşleve bağlı olarak dört ayrı ofis var. Bu seçimleri nasıl yapıyorsunuz?

Paulo Mendes da Rocha: Ben bunu planlayarak yapmıyorum. İşin bu şekilde yürümesi adım adım gerçekleşti. Ve artık bu safhada iş sadece eski öğrencilerle çalışmaktan çıkıp, onlarla kontratlı çalışmaya dönüştü. Ne zaman yeni bir proje alsam, onlara birlikte çalışmamızı teklif ederim. Sorunuza dönersek, bu seçim programa veya işleve bağlı değil. O proje esnasında kim müsaitse ona bağlı. Ofisimde ise otuz yıldır benimle çalışan bir sekreterim var, hepsi bu. Ayrıca bence bu ilginç bir çalışma biçimi, çünkü onlar benim çalışanlarım değil, hepsi kendi ofisleri olan mimarlar. Bu işbirlikleri aslında o kadar da yeni değil, örneğin Japonya’daki Expo Fuarı için pavyon tasarladığım zaman ilk defa bunu tecrübe etmiştim. Brezilya’da açılan yarışmaya göre mimar sadece projeyi tasarlayacaktı ve tüm detaylar ve inşa işleri Japonya’daki bir ofis tarafından yapılacaktı. Ben bu projede hiç tanımadığım 30 Japon mimarla çalıştım ve işin kötüsü dillerini bile bilmiyordum. Bu da gösteriyor ki, her ne kadar aksi sanılsa da, biz mimarlar olarak hep takım halinde ve farklı ekiplerle çalışıyoruz. Mühendisler, teknisyenler, uzmanlar… Hiçbir şeyi tek başımıza yapmıyoruz. Ama öte yandan da projenin sorumluluğunu kendi üzerime alıyorum. Ben bir öneri getiriyorum, onlar bunu geliştiriyorlar.

Devam | Continue…


29. 05. 2006 | Text | Print |
Tags:

Rem Koolhaas ile söyleşi

Pelin Tan ile birlikte, 17 Nisan 2005 tarihinde, ARKIMEET konferasına konuşmacı olarak davet edilen Rem Koolhaas ile bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Kültür politikaları, kimlik kurguları ve farklı sosyal/yerel paradigmaların mimarlık/sanat/kent ile ilişkisi hakkındaki bu söyleşide soruları daha çok Rem bize sordu ama yine de ilginç bir söyleşiydi.


Devam | Continue…


20. 04. 2005 | Text | Print |
Tags:

Zaha Hadid ile mimarlık üzerine…

 

 

Ömer Kanıpak: Her ne kadar işlerinizin Konstrüktivistler ve Süprematistlerden etkilendiği bilinse de konferansınızda anlattığınız projelerin bazılarına baktığımda, bir şekilde Sant’Elia’nın başını çektiği fütürizm akımı ile bir ilişki olduğunu sezdim. Siz de böyle bir ilişki kurabiliyor musunuz?

Zaha Hadid: Tam olarak kuramam.


Devam | Continue…


04. 02. 2005 | Text | Print |
Tags:

Topkapı Sarayı Has Odalılar ve Hazine-I Hümayun Koğuşları Restorasyonu ve Sergileme Elemanları Tasarımı

Proje Müellifi: Ayşe Orbay
Yardımcı Mimarlar:Ömer Kanıpak, Eda Aşçıoğlu, Huriye Gürdallı
İşveren: Türkiye İş Bankası
Adres: Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul
Proje Tarihi: 2000
Yapım Tarihi: 2000
Kapalı Alan: 830 m2
Hakkındaki Yazılar: Topkapı Sarayı Müzesi Hazine ve Hırka-i Saadet Koğuşları Düzenlemesi (Arredamento Mimarlık, 10/2000)


12. 01. 2000 | Architecture | Print |

EKB Endüstriyel Koruyucu Boyalar Üretim Tesisi

Fabrika tipolojisinin modernist akımlar içindeki önemi düşünüldüğünde 20. yüzyılın sonunda yapılan bir fabrika tasarımının bile mimari modernizm ile hesaplaşmasının şart olduğu ortaya çıkıyor.  Ancak, sorunu mimarlık ve işlevsellik arasındaki ilişki sorununa indirgemenin tehlikelerinin de farkında olmak gerek.  Bunun için, mimarlık tarihi disiplinin ‘İşlevsellik’ adı altında modernizm üzerine yazdığı senaryoları bir kez daha- bu kez daha kuşkucu bir gözle- elden geçirmek yararlı olacaktır.  Bu senaryolarda işlevin en fazla bir metafor olduğu gerçeği artık kimseyi şaşırtmamalı.  Öte yandan şu gerçek de gözden kaçırılmamalı; endüstriyel yapılar, kapitalist düzen ortaya çıkalı beri toplumu yönlendiren ekonomik güçlerin mimarlıkla karşı karşıya geldiği mekanlar olmaları açısından büyük önem taşıyorlar.  Günümüzde egemen olan ise, mimarlık mesleğinin hızına yetişmekte zorlandığı bir ‘pragmatizm’ ve bu pragmatizmin doğurduğu normatif   Bu pragmatizm karşısında nasıl bir tutum alınacağı, bir mimarın endüstriyel bir yapı tasarlarken karşılaştığı en önemli sorun.

Yüksek teknolojiyle endüstriyel boya üretimi yapan bir firma için üretim tesisi tasarlamamız istendiğinde, bir yandan malsahibinin istekleri diğer yandan ise binanın bulunduğu alanın yapılaşma şartları, boyutları belli iki prizmatik kütleyle çalışmayı zorunlu kılıyordu.  Türkiye’nin neredeyse bütün endüstriyel bölgelerinde hızla – ve çoğu kez mimar olmaksızın- ortaya çıkan sayısız kırma çatılı prizmatik kütlenin aynı şartlar altında ortaya çıktığı ilk gözlemlerimizdendi.  Dolayısıyla birçok endüstriyel binanın çeperinin, sözkonusu iki gücün uzlaşması sonucu oluşturulmuş bir sınır olarak tanımlanabileceği sonucuna vardık.  Bizim tutumumuz ise, bu sınırı değiştirmeye çalışmak yerine sabit tutmak oldu.  Bu projede bizim mimar olarak en önemli katkımız, bize tanınan sınırları aşmadan normatif prizmatik kütlenin mekansal yoksulluğunu aşan bir iç topografya oluşturmak oldu.  Bu amaçla, normatif endüstriyel binalarin neredeyse tümünde görülen kırma çatı çözümünü tersine çevirdik.  Tasarladığımız ‘ters’kırma çatı, bir yandan tüm kompleksi birarada tutan bir yüzey görevi görürken öte yandan iki bina arasında görsel karşıtlık sağlıyor.  Çatının dev yüzeyi sayesinde üretim alanlarında mekansal süreklilik sağlanırken aslında ayrı olan iki bina diyaloğa zorlanıyor.  Amacımız, mimarın yapacağı küçük bir biçimsel bir müdahalenin bile aslında mimarlığı aşan güçlerin dayattığı normatif yapılara direnç gösterme gücünün varolduğunu kanıtlamak.

Künye:

Tasarım Ekibi: Zeynep Çelik, Ömer Kanıpak
İşveren: EKB Endüstriyel Koruyucu Boyalar AŞ
Adres: Aydınlı Köyü, Tuzla, İstanbul
Yapım Tarihi: 1998-1999
Kapalı Alan: 7.200 m2


13. 01. 1999 | Architecture | Print |

Page 4 of 41234

Meta

Search | Ara

    Archive | Arşiv