Page 1 of 3123

Archiv der Kategorie ‘Text‘

 
 

Taksim’in fişini çekecek proje *

Gümüşsuyu şimdi ve olacaklar

(Bu yazıyı okurken İstiklal Caddesi’nde bir araca yol vermek zorunda kalmadan en son ne zaman yürüdüğünüzü düşünmenizi rica edeceğim.)

Taksim’i yayalaştırma AKP’nin bir iddiası iken bugün gerçekleştirilmeye biraz daha yakın bir fikir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde onaylanan proje geçen günlerde ‘koruma kurulu’nda da onaylandı. Kulağa iyi bir şey gibi gelse de tam tersine bu feci bir gelişme. Öncelikle ülkenin en gözde kentinin en önemli meydanının Ankara güdümlü bir fikirle, tartışılmasına bile fırsat vermeden apar topar değiştirilmeye çalışılmasının, Türkiye’nin zaten bir süredir unuttuğu AB kriterlerine taban tabana zıt olduğunu hatırlayalım.

Belediyenin bu projeyi tanıtan acemice hazırlanmış filminde (vimeo.com/24651018) sadece araçların dolaşmasını izliyoruz. Yayalar ise granit bir çölde amaçsızca yürüyen minik beneklere donüşmüş. Bir yayalaştırma projesi nasıl olur da araçların daha rahat ve kesintisiz seyretmesi önceliği ile tasarlanır? Kaldı ki o araçlar o meydana yayaları taşıyor. Hepsini yeraltına alınca Taksim’e gelmek isteyen birinin çıkması gereken fazladan merdivenler, asansörler mi yayaların yararına olacak? Yeraltındaki yolcu indirme bindirme noktalarının nasıl karanlık, sevimsiz, izdihamlı yerler olacağını hayal edemiyorsanız Haşim İşcan Geçidi’ni, Zincirlikuyu’yu, Mecidiyeköy’ü hatırlayın.

Yolların yeraltına alınmasıyla oluşacak devasa yarıklar ise Taksim’in coğrafyasında geri dönülemez müdahaleler yaratacak. Taksim’e çıkan caddelerinin hepsi 8-9 metrelik yüksek istinat duvarlarının arasından yer altına girecek. Bu yarıklar yüzünden refüjdeki ağaçlar kesilecek, kaldırımlar daralacak! Karşı kaldırıma geçmek için yüzlerce metre yürümek zorunda kalacaksınız. Buraları tekinsiz yerler olacak, civardaki esnaf ve işletmeler bundan olumsuz etkilenecek. Yukarıda oluşturulan anlamsız düzlüğü anlamlı hale getirmek için ise promosyon TIR’larına, çadırlarına kiralandığını göreceksiniz.

Bu projeye olumlu bakanlara iki tavsiye: Taşkışla’nın önünden Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nun arkasından Maçka’ya bir yürümeye çalışın. Üstüne Çağlayan’daki yeni adliyenin önündeki düzlükte bir dolaşın. (Bu deneyleri hava kararmadan yapmanızı tavsiye ederim.) Tebrikler, şimdi Taksim yayalaştırıldıktan sonra olacakları tecrübe ettiniz.

Taksim her zaman iktidarların heveslerini sergilemek istediği bir plato oldu. Ancak ilk kez bizi, bu kadar saçma ve düşünülmeden hazırlanmış bir fikri tartışmak zorunda bırakan da mimar Kadir Topbaş oldu. Bugüne dek Nişantaşı’ndan Tünel’e bir tane bile oturma bankı yerleştirmemiş bir belediye sizce sahiden yayaları mı düşünüyor?

Elbette Taksim’in yeni düzenlemeye ihtiyacı var. Ancak bu kesinlikle araçları yeraltına alarak çözülemez. Çok daha basit, ucuz ve kolay bir iki tedbir ve uygulamayla Taksim şahane bir kamusal mekâna dönüşebilirdi. Ama artık çok geç, Taksim zaten yıllardır komadaydı, bu proje de fişini çekecek.

* Radikal, 22.1.2012


26. 01. 2012 | Text, Urban | Print |
Tags:

Çağdaş (!) Kervansaray *

İstanbul’un en eski otellerinden biri olan Divan Oteli geçtiğimizgünlerde yenilenerek açıldı. Gazetelerin magazin eklerinde sözü edilse de mimarlık yayınlarının pek ilgisini çekmedi bu açılış. 1950’lerde İstanbul entellektüellerinin ve sosyetesinin uğrak noktası haline gelen Divan Oteli’nin toplumsal hafızadaki yeri, mekansal özelliklerinden daha önemlidir aslında. Otelin, özellikle de barı ve pastanesinin yarım asırda yarattığı etki hala anılmasına rağmen bu ortamı doğuran mekanlar hep değiştiler.

1950’lerde Vehbi Koç’un kısa süreli konaklama ihtiyaçları için basit bir misafirhane niyeti ile inşa etmek istediği bina, biraz da devletin ihtiyaçları için otele dönüştürülerek açıldı. Tasarımını dönemin önemli mimarlarından olan Rükneddin Güney’in yaptığı Divan Oteli, hemen bitişiğindeki Ünver Oteli’nin formuna uymak zorunda kalındığı için, mimari açıdan çok da kayda değer bir yapı olamadı. Güney, oteli Henri Prost’un planındaki Harbiye’ye dek uzanan arkadlı yapı tipolojisine uydurmuş ve pastanesinina açık mekanı bu arkadın altına yerleştirmişti. Binanın sonraki dönüşümlerinde ise bu arkadın bina içine katıldığı ve bu sıradaki tipolojinin bozulduğu görülür.


Devam | Continue


16. 10. 2011 | Architecture, Text | Print |
Tags:

Dostlar yarışmada görsün

2004 yılında İstanbul Belediye başkanı olarak seçilen Kadir Topbaş’ın mimar olması özellikle meslektaşları arasında kent için bazı şeylerin düzelebileceğine dair ümitler doğurmuştu. Topbaş’ın yönetimi ile kentteki büyük projelerin mimari ve kentsel tasarımı konusunda daha nitelikli çözümler geliştirileceği ve bunlar için yarışmalar açacağı bekleniyordu. Ancak Ankara’nın gölgesinden bir türlü kurtulamayan İstanbul’da, mimar ve plancıların büyük kesimi artık Topbaş’tan yana pek de ümitli değil.

Topbaş yönetiminin kurduğu İMP ile en azından bazı büyük projeleri yarışma yolu ile elde etmeye çalışması başta bir iyi niyet çabası olarak takdir gördü. Her ne kadar 15 milyonluk bir kentin kamusal mekanlarının üretiminde çok daha fazla projenin yarışma yolu ile elde edilmesi gerekse de, mimarlar buna da şükür dediler.

Ne var ki, Kadir Topbaş’ın yönetiminde açılan yarışmaların hiç birisinin bugüne kadar uygulanmamış ve çoğunun rafa kalkmış olması da işin başka bir boyutu. Yüzlerce mimarın, plancının, diğer mesleklerden bilim insanlarının binlerce saat emek verdiği bu çabaların hayata geçirilememesi ve Istanbul Metropoliten Planlama Merkezi’nin neredeyse bir proje mezarlığına dönmesi Topbaş yönetimine getirilen en sert eleştirilerden biri.

En son skandal ise Yenikapı’da yapılması planlanan transfer merkezi ve Arkeopark projesi için Kadir Topbaş’ın basın toplantısı ile duyurduğu yarışmanın bir hafta sonra durdurulması oldu. 8 Temmuz’da bir aylığına sürecin erteleneceği belirtilen ve dünyaca ünlü mimarların jürisinde olan yarışma hala açılmış  değil ve herhangi bir açıklama da bugüne dek yapılmadı. Basın toplantısı ile Topbaş’ın bizzat ilan ettiği bu yarışmanın Ankara’nın baskısı ile durdurulduğu söylentiler arasında.

Öte yandan en az Yenikapı kadar büyük pek çok projenin yarışma yapılmadan ihaleler ile projelendirilmesi de konunun eleştirilen başka bir boyutu. Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nın genişletilmesi, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, Unkapanı-Şişhane metro köprüsü, pek çok kültür merkezi gibi kentin çok önemli yerlerindeki projelerin özellikle Kadir Topbaş’ın yakın arkadaşları olduğu iddia edilen bazı mimarlarca yapılması da eleştirilere konu oluyor.  Öyle ki, bu sekiz seneye yakın geçmişe bakıldığında Topbaş’ın aslında gerçekleştirilmeyecek projeler için yarışmalar açtığı ve uygulanacak projeler için de ihale yöntemini benimsediği iddia ediliyor.


Devam | Continue


26. 09. 2011 | Architecture, Text, Urban | Print |
Tags:

Taksim’in fişini çekecek proje

Taksim’i olduğu gibi yayalaştırma ve yolları yer altına alma projesi belediye meclisinde 15 Eylül 2011’de onaylanmış. Belediye onayladığı projeyi doğru düzgün bir şekilde göstermek yerine basın bültenlerine sıkıştırdığı bir kaç cümle ve uyduruk bir animasyon ile bu önemli değişimi anlattığı için ileride nasıl bir Taksim’in bizi beklediğini ancak mimar ve plancılar çözebilir herhalde. Gündelik basına popüler bir dille “Taksim artık yayaların” gibi destekleyici bir mesajla yansıyan bu proje aslında Taksim’i kentsel bir çöle dönüştüreceğinin haberi.

Belediye’de bu kararı ortaya atıp onaylayanların, her mimar ve plancının bildiği Marc Augé’nin ortaya attığı Türkçe’ye yok-yer olarak çevrilebilecek “Non-lieux (Non-place)” kavramından haberdar olmadığı belli. Ama hiç değilse bugüne kadar ürettikleri “yok-yer”lere bir bakıp, “biz pek iyi bir iş yapmadık galiba” deselerdi keşke. Kamuya açık, içinde spor etkinliklerinin yanısıra, konser ve gösterilerin yapıldığı İstanbul Spor ve Sergi salonunun 20 sene içinde nasıl sadece yaka kartı olanlara açık bir kongre alanına dönüştüğünü gördük. Hevesle kucak açtığımız kongre turizminin kentin bu en değerli, şahane manzaralı noktasının, insandan arındırılmış granit bir çöle dönüşmesine hala kayıtsız kalıyoruz.

Öte yandan Avrupa’nın en büyüğü diye lansmanı yapılan Çağlayan’daki adliye binasının önüne eklenen meydan ile İstanbul’a bir başka “non-place” daha eklendi. Doğru düzgün bir planlama olmadan kondurulan bu devasa binanın yaratacağı trafik sorunun sonradan farkına varan belediye, apar topar etrafındaki yolları yer altına alıp trafik düzenlemesi yapmıştı. Projenin başında bir meydan yapma fikri olmadığı için yer altındaki yolların üstünde şekilsiz, uyduruk, binanın zemin kotundan yukarıda kalan işlevsiz bir başka granit çöl daha yaratılmış oldu.

En azından bu iki tecrübeden ders alması beklenen mimar Kadir Topbaş, şimdi de  “yayalara kazandırıyoruz” kılıfı altında Taksim’i bir başka granit çöle dönüştürecek.


Devam | Continue


25. 09. 2011 | Text, Urban | Print |

Plateau of Ambitions

Taksim Square in Istanbul neither has the shape of square nor it really reflects the classic urban squares defined by the western urbanism terminologies. However, we like to call this node of roads as a ‘square’ maybe because of our longing for a designed real public space. The most ‘public’ moments of this space maybe experienced during the protest gatherings. Actually this irregularly shaped junction has always been a space of conflicts; cars, pedestrians, minority communities, shop owners, tourists, police, municipalities or the central government has been performing on this stage for years. The geographic advantages of this hilltop turned Taksim into a ‘showcase of power’ for the administration bodies. Looking from this perspective we may even argue that the urban design intentions on Taksim depends on the archaic roots of domination: the one conquering the hill will be the ruling power. Thus Taksim is not a simple square or junction; it is a plateau of ambitions.

AKP’s ambitions on Taksim have always been discussed since their first years. First the long discussed ‘big Taksim mosque’ project occupied the discussions and attracted severe reactions. Even though no body has seen the project of such a project this intention has always been translated as the AKP’s real Islamists aspirations. When these arguments faded away, AKP started a new discussion on their second ruling period. The new intention was to demolish Ataturk Cultural Center (AKM) in order to build a larger and more ‘beautiful’ one. The reason was the high costs of maintenance of the older one but again severe reactions were targeted to AKP since this justification to tear down the only opera hall of the city didn’t convince artists and intellectuals. AKP stepped back and agreed to renovate the building by using the European Capital of Culture budget. However this time the syndicate of artist using the AKM halted the project by a court order. The building is now closed for nearly three years and it is not clear when it will be opened again.


Devam | Continue


29. 08. 2011 | Text, Urban | Print |

İyi tasarlanmış bir ‘yer’ *

Vehbi Koç Vakfı Kültür ve Sosyal Yaşam Merkezi - Gölcük

Vehbi Koç Vakfı Kültür ve Sosyal Yaşam Merkezi - Gölcük (Fotoğraf: Murat Germen)

Bazı binalar, nedenlerini açıklayamasanız da size kendinizi iyi hissettirir; orada bulunduğunuzda tarif edemediğiniz bir rahatlığa kapılırsınız. Sadece mimari jargonla ve akademik terimlerle ifade edilemeyecek bir beceriyle çizilmiş bu yapıların tasarımında analitik yeteneklerin yanı sıra içgüdülerin de rol aldığını görürüz. Çoğu kez İskandinav mimarlar bu tip ‘yerler’ yaratmayı iyi becerirler. Elbette, tarifsiz güzellikteki doğal çevrelerinin de bu beceriye katkısı olduğunu kabullenmek lazım. Bu tip yapıların hayranlık uyandırıcı fotoğraflarını çekmek de zordur. Bir iki bakış açısına sıkışıp kalmış radikal, alışılmadık formlardan ziyade heyecan verici veya huzurlu bir atmosfer yarattıkları için mimarlık fotoğrafçıları bu yapıları bir kaç karede anlatmaya çalışırken zorlanırlar. ‘Seksi’ fotoğraflar sunamadıkları için genellikle bu tür yapılar mimarlık medyasında da hemen itibar görmezler. Ancak yaratılan ‘yer’in kalitesi yıllandıkça anlaşılır ve belki o zaman hak ettiği ilgiyi geç de olsa görmeye başlarlar. Bu nitelikteki mimari ürünlerde yapının kendisinden çok yaratılan ‘yer’ ve ‘ortam’ .


Devam | Continue


07. 08. 2011 | Architecture, Text | Print |
Tags:

Trump Tower İstanbul *

Trump Tower, Istanbul

Fotoğraf: Cemal Emden

Ortasından geçen devasa viyadüğün ikiye ayırdığı Mecidiyeköy, 1950’lerden itibaren apartmanların ofislere dönüştürülmesinden sonra yeni bir değişime daha gebe. Bu sefer yükselen emlak değerlerinin zorunlu kıldığı biraz da yıpranmış yapıların deprem tehlikesiyle yenilenme bahanesi ile bu aks üzerindeki yapılar, birleşerek daha iri kütleli ofis ve konut bloklarına dönüşecek. Maksimum döşeme alanı yaratmak üzere kurulu imar kurallarımızın bir sonucu olarak araları daha seyrek olsa bile bu aksın iki yanında çok daha yüksek binalar görmeye başlayacağız. Bu dönüşümün hem iyi hem de kötü etkileri olacak: aksın önünde ve arkasındaki yapıların gün ışığı azalacak. Öte yandan zemin kotunda yürünecek doğru dürüst bir kaldırımı bile olmayan neredeyse Manhattan kadar yoğun Mecidiyeköy için yayalara daha geniş ve en önemlisi planlamış düzenli alanlar açılacak. Ancak bölgenin dinamik, hetorejen sosyal ve ekonomik yapısı da daha sıradan ve sıkıcı bir iş merkezine doğru evrilecek.


Devam | Continue


26. 06. 2011 | Architecture, Text | Print |
Tags:

Klişeleri değiştiren okul *

TÇMB Lisesi

Fotoğraf: Ömer Kanıpak

İstanbul Ataşehir’deki geleceğin finans merkezinin tam ortasında sıradışı bir lise binası olduğunu pek az kişi bilir. Arazinin içinde neredeyse yok olması için tasarlanmış bu özel yapı aynı anda iki üç klişeyi birden yıkan, Ataşehir’in yüksek blokları arasında huzurlu bir vaha ortamı yaratmış, özel bir mimarlık eseri aslında.

Bilindiği gibi Türkiye’de kamu yapılarının mimarisinde tip proje uygulaması sürdürülüyor. AKP hükümeti iktidarından sonra ise, Milli Eğitim Bakanlığı 2005 yılından beri tip okul projelerine yeni kriterler getirdi. Bakanlık okulların ‘milli ve geleneksel mimari(!)’ öğelerini taşıması gerektiğini, bundan sonra yapılacak binaların ‘Selçuklu’ veya ‘Osmanlı’ tarzında yapılması koşulunu öne sürdü. Şimdi her yerde simetrik bir cephe içinde taklit kemerler, taç kapılar, işlevsiz kulelerle donatılmış anıtsal olmaya çalışan gösterişli tuhaf okul binaları görmeye başladık. Bu okullarda kullanılan tarihi referanslı mimari öğelerin üstünkörü bir şekilde bir araya getirilmesi yüzünden gibi kimi yerlerde halk, okulları camiye bile benzetip tepki gösterdi. Özel kişi ve kurumların yaptırdığı okullar neyse ki buna uymak zorunda değil. Elbette kolaya kaçan, tip projeyi kolunun altına alıp müteahhit firmaya gidebiliyor. Ancak Mimari kültüre önem veren kurumlar neyse ki bu taklit yapay gösterişe prim vermiyor.


Devam | Continue


19. 06. 2011 | Architecture, Text | Print |
Tags:

Murat Tabanlıoğlu ile söyleşi *

Son yıllarda çok sayıda ödül aldınız ve en son RIBA’nın en prestijli ödüllerinden birini kazandınız. Mimarlık ödülleri hakkınde ne düşünüyorsunuz?

Son zamanlarda bir ödül furyası var. Bunların bir kısmı ticari gayrimenkul ödülleri. Daha çok işverenler meraklı bunlara ama mimari açıdan çok da önemli ödüller değil bizim için. Mimari anlamda elbette Pritzker ödülü, Mies ödülleri, Ağa Han ödülleri çok daha önemli bizce. Son yıllarda parlamaya başlayan Barcelona’da düzenlenen WAF (Dünya Mimarlık Festivali) ödülleri de önemli bence.

Yeni kazandığımız bu RIBA ödülünü de önemsiyorum çünkü Londra’nın tasarım açısından coğrafi bir önemi var benim için, sıfır noktası gibi bir şey. RIBA da dünyanın en eski mimarlık kurumu zaten. Bizimle birlikte ödül alan mimarlar kadar tanınmış olmasak da birlikte ödüllendirilmek önemli elbette.

Levent Loft, Levent Bahçe, Sapphire gibi konut projelerinin arka arkaya inşa edilebiliyor olması, varlıklı kesimin artık kentin dışındaki sitelerden merkeze geri dönüşlerinin bir göstergesi mi?

Levent Loft ve Bahçe aslında Sapphire’den biraz farklıdır. Daha çok çocuksuz çiftlerin, yalnız yaşayanların ömür boyu değil ama bir kaç sene yaşamak isteyebilecekleri bir yaşam şekline göre tasarlandı. Bu nedenle kendi içinde anlaşabilen, kimi zaman iş hayatında da görüşen kişiler tarafından satın alınıyor ve bu yüzden sıkı bir komşuluk ilişkisi de oluştu. Sapphire ise daha yerleşik olmak isteyen ailelere veya bireylere göre tasarlandı. Ancak dediğinize katılıyorum: bu tip konutların talep edilmesi kentin kenarlarındaki güvenlikli sitelerden kent merkezine doğru bir dönüşün başladığının işareti olabilir. Elbette burası tam Nişantaşı, Bağdat caddesi gibi değil. Buranın en büyük eksikliği Büyükdere caddesinin planlanmamış olması ve bu plansızlık biz mimarları da oldukça zorluyor. Buranın toparlanabilmesi için öncelikle bu yapıların arkasından geçecek yeni bir bulvarın açılması lazım. İkinci olarak da kimi yerlerde Büyükdere caddesinin yer altına alınması ve üst kotların yayalara terk edilmesi gerekecek. Elbette bu düzenlemeler trafiğe yine bir çözüm olmayacaktır.


Devam | Continue


07. 06. 2011 | Architecture, Text | Print |
Tags: ,

“Çirkinliğe” övgü *

Odakule

Fotoğraf: Ömer Kanıpak

Bu zor bir yazı olacak. Çünkü kanımca büyük bir çoğunluğun çirkin bulduğu bir binayı mimari açıdan savunacağım. İstiklal Caddesi üzerinde bir röper oluşturmuş, yüksekliği ile tepki çeken, kimilerince de oldukça sevimsiz bulunan, yine de altından geçerken oluşturduğu korunaklı geçişe minnettar kaldığımız Odakule’nin mimari açıdan neden önemli olduğunu ve bugün bile bize neler söyleyebildiğine dikkat çekmek istiyorum.

Bu arsa üzerinde yer alan Bon Marche mağazasının yerine inşa edilen Karlman Pasajı varlık vergisi yüzünden 1940’larda kapandıktan sonra burayı satın alan İstanbul Sanayi Odası tarafından 1970’lerde yeniden projelendirildi. Mimar Kaya Tecimen ve yardımcısı Ali Kemal Taner tarafından tasarlanan yapı 1976 yılında Odakule adı ile açıldı. Postmodernizmin sembollerle dolu dalgasının henüz görünürde olmadığı, ancak katılaşmış modernist mimarinin de geride bırakıldığı bir dönemde inşa edilen Odakule; teknoloji, malzeme ve tektonik dertlerle meşgul olmak dışında başka bir alt metin üretmekten uzak duran, 60 ve 70’lerin naiflik derecesinde saf ve samimi küresel mimarlık ortamının, Türkiye’deki belki de en güzel bir kaç yansımasından biridir.


Devam | Continue


15. 05. 2011 | Architecture, Text | Print |
Tags:

Page 1 of 3123

Meta

Search | Ara

    Archive | Arşiv