Archiv der Kategorie ‘Urban‘

 
 

Topçu Kışlası’nı diriltmek ne anlama geliyor?

“Bir iş, tamamlanacağı zamanı doldurana dek uzar”. Verimlilik tartışmalarının bu ünlü deyişi, bürokrasi ve şirketlerdeki verimlilik üzerinde pek çok kitabı olan C.Northcote Parkinson’un hicivlerle dolu ünlü kitabı Parkinson Kanunu’undan. Parkinson’un aynı kitabında fazla dikkat çekmemiş mimarlıkla ilgili bir bölüm de var.  Büyük şirketlerdeki verimsizlikleri ve bürokratik saçmalıkları incelerken Parkinson, şirketlerin kendilerine gösterişli müdürlük binaları yaptırdıktan kısa süre sonra güçlerini kaybettiklerini fark etmiş.  Sadece şirketler değil tarihte de pek çok önemli iktidarın en güçlü zamanlarında inşa ettirdikleri haşmetli yapılar da bu iktidarların zayıfladıkların dönemin işaretleri olmuş. Örneğin, Paris’ten Versailles’e taşınan 14.Louis, inşa ettirdiği devasa sarayda hükümdarlığının en iyi yıllarını geçirmedi ve zamanla politik gücünü kaybetti. İngiliz Kralı 5.George Hindistan sömürgesinde yepyeni bir kent kurma emrini verip inanılmaz miktarda para harcadıktan ve ülkenin yeni başkenti olarak Yeni Delhi’yi ilan ettikten sadece 16 yıl sonra Hindistan bağımsızlığını ilan etti.  1950’de Irak kralı 2.Faysal yeni Bağdat’ı kurmak için Wright’tan Le Corbusier’e dek dönemin en ünlü mimarları ile çalışmaya başladıktan çok kısa süre sonra ailesi ile birlikte katledildi. Daha geçtiğimiz sene devrilen Kaddafi bile benzer bir akıbeti yaşadı; mimar Tabanlıoğlu’na tüm Afrika ülkelerinin liderlerini ağırlayacak ihtişamlı bir kongre binası yaptırdı ancak bunun saadetini süremedi, sonu malum.

Parkinson’un analizlerine göre büyük şirketler de benzer kaderleri paylaşıyordu. Ona göre bir kurum veya kişi gösterişli bir yapı yapmak için esas işinden zaman bulup meşgul olabiliyorsa bir şeyler ya ters gitmiştir ya da gidecektir. Amerika’nın medya devlerinden CBS New York’taki yeni genel müdürlük binasını ünlü mimar Eero Saarinen’e tasarlattıktan sonra ne yazık ki uzun süre bu yapıda huzurlu bir ömrü olmadı ve rakiplerinin gerisinde kaldı. Benzer şekilde ilk trans okyanus uçuşlarını gerçekleştiren efsanevi havayolu şirketi PanAm, gücünün doruğunda iken New York’ta inşa ettirdiği yeni gökdelenine 1963’te taşındıktan yaklaşık 10 sene sonra petrol krizi ile birlikte inişe geçti ve bundan 20 sene sonra da iflas etti.


Devam | Continue


17. 03. 2012 | Architecture, Urban | Print |

Taksim’in fişini çekecek proje *

Gümüşsuyu şimdi ve olacaklar

(Bu yazıyı okurken İstiklal Caddesi’nde bir araca yol vermek zorunda kalmadan en son ne zaman yürüdüğünüzü düşünmenizi rica edeceğim.)

Taksim’i yayalaştırma AKP’nin bir iddiası iken bugün gerçekleştirilmeye biraz daha yakın bir fikir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde onaylanan proje geçen günlerde ‘koruma kurulu’nda da onaylandı. Kulağa iyi bir şey gibi gelse de tam tersine bu feci bir gelişme. Öncelikle ülkenin en gözde kentinin en önemli meydanının Ankara güdümlü bir fikirle, tartışılmasına bile fırsat vermeden apar topar değiştirilmeye çalışılmasının, Türkiye’nin zaten bir süredir unuttuğu AB kriterlerine taban tabana zıt olduğunu hatırlayalım.

Belediyenin bu projeyi tanıtan acemice hazırlanmış filminde (vimeo.com/24651018) sadece araçların dolaşmasını izliyoruz. Yayalar ise granit bir çölde amaçsızca yürüyen minik beneklere donüşmüş. Bir yayalaştırma projesi nasıl olur da araçların daha rahat ve kesintisiz seyretmesi önceliği ile tasarlanır? Kaldı ki o araçlar o meydana yayaları taşıyor. Hepsini yeraltına alınca Taksim’e gelmek isteyen birinin çıkması gereken fazladan merdivenler, asansörler mi yayaların yararına olacak? Yeraltındaki yolcu indirme bindirme noktalarının nasıl karanlık, sevimsiz, izdihamlı yerler olacağını hayal edemiyorsanız Haşim İşcan Geçidi’ni, Zincirlikuyu’yu, Mecidiyeköy’ü hatırlayın.

Yolların yeraltına alınmasıyla oluşacak devasa yarıklar ise Taksim’in coğrafyasında geri dönülemez müdahaleler yaratacak. Taksim’e çıkan caddelerinin hepsi 8-9 metrelik yüksek istinat duvarlarının arasından yer altına girecek. Bu yarıklar yüzünden refüjdeki ağaçlar kesilecek, kaldırımlar daralacak! Karşı kaldırıma geçmek için yüzlerce metre yürümek zorunda kalacaksınız. Buraları tekinsiz yerler olacak, civardaki esnaf ve işletmeler bundan olumsuz etkilenecek. Yukarıda oluşturulan anlamsız düzlüğü anlamlı hale getirmek için ise promosyon TIR’larına, çadırlarına kiralandığını göreceksiniz.

Bu projeye olumlu bakanlara iki tavsiye: Taşkışla’nın önünden Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nun arkasından Maçka’ya bir yürümeye çalışın. Üstüne Çağlayan’daki yeni adliyenin önündeki düzlükte bir dolaşın. (Bu deneyleri hava kararmadan yapmanızı tavsiye ederim.) Tebrikler, şimdi Taksim yayalaştırıldıktan sonra olacakları tecrübe ettiniz.

Taksim her zaman iktidarların heveslerini sergilemek istediği bir plato oldu. Ancak ilk kez bizi, bu kadar saçma ve düşünülmeden hazırlanmış bir fikri tartışmak zorunda bırakan da mimar Kadir Topbaş oldu. Bugüne dek Nişantaşı’ndan Tünel’e bir tane bile oturma bankı yerleştirmemiş bir belediye sizce sahiden yayaları mı düşünüyor?

Elbette Taksim’in yeni düzenlemeye ihtiyacı var. Ancak bu kesinlikle araçları yeraltına alarak çözülemez. Çok daha basit, ucuz ve kolay bir iki tedbir ve uygulamayla Taksim şahane bir kamusal mekâna dönüşebilirdi. Ama artık çok geç, Taksim zaten yıllardır komadaydı, bu proje de fişini çekecek.

* Radikal, 22.1.2012


26. 01. 2012 | Text, Urban | Print |
Tags:

Dostlar yarışmada görsün

2004 yılında İstanbul Belediye başkanı olarak seçilen Kadir Topbaş’ın mimar olması özellikle meslektaşları arasında kent için bazı şeylerin düzelebileceğine dair ümitler doğurmuştu. Topbaş’ın yönetimi ile kentteki büyük projelerin mimari ve kentsel tasarımı konusunda daha nitelikli çözümler geliştirileceği ve bunlar için yarışmalar açacağı bekleniyordu. Ancak Ankara’nın gölgesinden bir türlü kurtulamayan İstanbul’da, mimar ve plancıların büyük kesimi artık Topbaş’tan yana pek de ümitli değil.

Topbaş yönetiminin kurduğu İMP ile en azından bazı büyük projeleri yarışma yolu ile elde etmeye çalışması başta bir iyi niyet çabası olarak takdir gördü. Her ne kadar 15 milyonluk bir kentin kamusal mekanlarının üretiminde çok daha fazla projenin yarışma yolu ile elde edilmesi gerekse de, mimarlar buna da şükür dediler.

Ne var ki, Kadir Topbaş’ın yönetiminde açılan yarışmaların hiç birisinin bugüne kadar uygulanmamış ve çoğunun rafa kalkmış olması da işin başka bir boyutu. Yüzlerce mimarın, plancının, diğer mesleklerden bilim insanlarının binlerce saat emek verdiği bu çabaların hayata geçirilememesi ve Istanbul Metropoliten Planlama Merkezi’nin neredeyse bir proje mezarlığına dönmesi Topbaş yönetimine getirilen en sert eleştirilerden biri.

En son skandal ise Yenikapı’da yapılması planlanan transfer merkezi ve Arkeopark projesi için Kadir Topbaş’ın basın toplantısı ile duyurduğu yarışmanın bir hafta sonra durdurulması oldu. 8 Temmuz’da bir aylığına sürecin erteleneceği belirtilen ve dünyaca ünlü mimarların jürisinde olan yarışma hala açılmış  değil ve herhangi bir açıklama da bugüne dek yapılmadı. Basın toplantısı ile Topbaş’ın bizzat ilan ettiği bu yarışmanın Ankara’nın baskısı ile durdurulduğu söylentiler arasında.

Öte yandan en az Yenikapı kadar büyük pek çok projenin yarışma yapılmadan ihaleler ile projelendirilmesi de konunun eleştirilen başka bir boyutu. Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nın genişletilmesi, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, Unkapanı-Şişhane metro köprüsü, pek çok kültür merkezi gibi kentin çok önemli yerlerindeki projelerin özellikle Kadir Topbaş’ın yakın arkadaşları olduğu iddia edilen bazı mimarlarca yapılması da eleştirilere konu oluyor.  Öyle ki, bu sekiz seneye yakın geçmişe bakıldığında Topbaş’ın aslında gerçekleştirilmeyecek projeler için yarışmalar açtığı ve uygulanacak projeler için de ihale yöntemini benimsediği iddia ediliyor.


Devam | Continue


26. 09. 2011 | Architecture, Text, Urban | Print |
Tags:

Taksim’in fişini çekecek proje

Taksim’i olduğu gibi yayalaştırma ve yolları yer altına alma projesi belediye meclisinde 15 Eylül 2011’de onaylanmış. Belediye onayladığı projeyi doğru düzgün bir şekilde göstermek yerine basın bültenlerine sıkıştırdığı bir kaç cümle ve uyduruk bir animasyon ile bu önemli değişimi anlattığı için ileride nasıl bir Taksim’in bizi beklediğini ancak mimar ve plancılar çözebilir herhalde. Gündelik basına popüler bir dille “Taksim artık yayaların” gibi destekleyici bir mesajla yansıyan bu proje aslında Taksim’i kentsel bir çöle dönüştüreceğinin haberi.

Belediye’de bu kararı ortaya atıp onaylayanların, her mimar ve plancının bildiği Marc Augé’nin ortaya attığı Türkçe’ye yok-yer olarak çevrilebilecek “Non-lieux (Non-place)” kavramından haberdar olmadığı belli. Ama hiç değilse bugüne kadar ürettikleri “yok-yer”lere bir bakıp, “biz pek iyi bir iş yapmadık galiba” deselerdi keşke. Kamuya açık, içinde spor etkinliklerinin yanısıra, konser ve gösterilerin yapıldığı İstanbul Spor ve Sergi salonunun 20 sene içinde nasıl sadece yaka kartı olanlara açık bir kongre alanına dönüştüğünü gördük. Hevesle kucak açtığımız kongre turizminin kentin bu en değerli, şahane manzaralı noktasının, insandan arındırılmış granit bir çöle dönüşmesine hala kayıtsız kalıyoruz.

Öte yandan Avrupa’nın en büyüğü diye lansmanı yapılan Çağlayan’daki adliye binasının önüne eklenen meydan ile İstanbul’a bir başka “non-place” daha eklendi. Doğru düzgün bir planlama olmadan kondurulan bu devasa binanın yaratacağı trafik sorunun sonradan farkına varan belediye, apar topar etrafındaki yolları yer altına alıp trafik düzenlemesi yapmıştı. Projenin başında bir meydan yapma fikri olmadığı için yer altındaki yolların üstünde şekilsiz, uyduruk, binanın zemin kotundan yukarıda kalan işlevsiz bir başka granit çöl daha yaratılmış oldu.

En azından bu iki tecrübeden ders alması beklenen mimar Kadir Topbaş, şimdi de  “yayalara kazandırıyoruz” kılıfı altında Taksim’i bir başka granit çöle dönüştürecek.


Devam | Continue


25. 09. 2011 | Text, Urban | Print |

Plateau of Ambitions

Taksim Square in Istanbul neither has the shape of square nor it really reflects the classic urban squares defined by the western urbanism terminologies. However, we like to call this node of roads as a ‘square’ maybe because of our longing for a designed real public space. The most ‘public’ moments of this space maybe experienced during the protest gatherings. Actually this irregularly shaped junction has always been a space of conflicts; cars, pedestrians, minority communities, shop owners, tourists, police, municipalities or the central government has been performing on this stage for years. The geographic advantages of this hilltop turned Taksim into a ‘showcase of power’ for the administration bodies. Looking from this perspective we may even argue that the urban design intentions on Taksim depends on the archaic roots of domination: the one conquering the hill will be the ruling power. Thus Taksim is not a simple square or junction; it is a plateau of ambitions.

AKP’s ambitions on Taksim have always been discussed since their first years. First the long discussed ‘big Taksim mosque’ project occupied the discussions and attracted severe reactions. Even though no body has seen the project of such a project this intention has always been translated as the AKP’s real Islamists aspirations. When these arguments faded away, AKP started a new discussion on their second ruling period. The new intention was to demolish Ataturk Cultural Center (AKM) in order to build a larger and more ‘beautiful’ one. The reason was the high costs of maintenance of the older one but again severe reactions were targeted to AKP since this justification to tear down the only opera hall of the city didn’t convince artists and intellectuals. AKP stepped back and agreed to renovate the building by using the European Capital of Culture budget. However this time the syndicate of artist using the AKM halted the project by a court order. The building is now closed for nearly three years and it is not clear when it will be opened again.


Devam | Continue


29. 08. 2011 | Text, Urban | Print |

Ahmet İsvan’ın* kaleminden Fenerbahçe’nin işgali

FENERBAHÇE

Fenerbahçe Burnu - Fotoğraf: Erhan Demir Arşivi

Fenerbahçe Burnu - Fotoğraf: Erhan Demir Arşivi (kaynak Wowturkey.com)

Kira gelirlerimizi artırma çalışmalarımız sırasında, batakçı kiracılarımızdan birisinin de Beden Terbiyesi olduğunu öğ­rendim. Kiraladıkları yer Fenerbahçe yarımadasındaydı. Bir­kaç kez, yıllardır biriken ve zaten çok cüzi olan borçlarını ödemeleri yolunda kendilerini yazıyla uyardık. Beden Terbi­yesi Bölge Müdürü şahsen bana gelerek bu yeri, spora hiz­met amacıyla, aynı bedelle spor kulüplerine kiraya verdikle­rini fakat kulüplerden para alamadıklarını anlatarak yakın­mış, anlayış göstermemizi istemişti. Kendisine, bizim kimse­ye anlayış gösterecek durumda olmadığımızı ve en kısa za­manda borcunu kapatması gerektiği cevabını vermiştik. Bir gün, müdür geldi, borçlarını ödediklerini ve kira muka­velesini feshettiklerini bildirdi. Yani, devren kiraya vermiş ol­dukları spor kulüplerini bizim başımıza bırakıyor, aradan çe­kiliyordu. Bizimle olan kira mukavelesi, arazımızın üstüne hiçbir inşaat yapılmamak, boş olarak teslim edilmek koşulu­na bağlıydı. Halbuki orada Fenerbahçe, Galatasaray ve Yelken Kulüpleri’nin koca binaları kaçak inşaat olarak duruyor ve buralar tanınmış yerler olarak yıllardır işletiliyordu. Ayrıca, kaçak inşaatı önlemesi gereken de bizdik. Nasıl olmuş da, şehrin bu en gözde yerinde bu koca binaların yapılmasına göz yummuştuk? İlgili müdürlerden bilgi istedim ve ülkemizdeki bozuk dü­zenin çok net bir fotoğrafıyla karşılaştım. Belediyemizin, dev­let yetkisini halkın zararına ve güçlü kişi ve kuruluşların yararına kullanmasının çarpıcı bir örneği önümdeydi ve işin için­den nasıl çıkabileceğimiz konusunda müdürler de bana yol gösteremiyorlardı.
Devam | Continue


21. 08. 2011 | Urban | Print |

METU University Campus Buildings, Guzelyurt

“Cyprus” may be one of the few words that we hear so much in the negotiation process between Turkey of European Union. Even though the island became one of the most important political disputes between EU, Turkey and Greece, life continues on both sides of the island. The northern Cyprus has been known to be famous with its casinos and a sleeping potential of tourism by the people living in Turkey. Usually Turkish people disapprove the local people of northern Cyprus of not developing a self relying economy on their own resources. However, Turkish Government still continues to support the northern Cyprus both politically and financially. Due to recent developments in the political agenda, a new kind of settlement has been formed in northern Cyprus: Today, northern Cyprus hosts five large universities, with a total student population climbing up to 30.000. While education becomes an industry for northern Cyprus, the last addition will be made by Middle East Technical University (METU), which is one of the largest and oldest universities in Turkey located in Ankara.

After finishing the master plan of the new campus in Guzelyurt district of Nothern Cyprus, the Urban Planning Department of Architecture School in METU organized a national one phase architectural competition in 2003 to collect proposals for their administration, library and IT buildings. This complex, consisting three major functions thought to be the hearth of the campus as well, since they will draw most of the student and staff circulations in the campus. The location reserved for these buildings looking at the main square of the overall campus also enhances the demands for prestige that the administration is looking for. The competition requirements also demand the proposals to comply with the hot climate of the environment, with relatively low rise buildings having minimum vertical circulations and maximum outdoor usage. Also the long, extremely hot and humid summer season also forced the competitors to design the most energy efficient buildings with minimum construction and maintenance requirements. The relatively strong northern winds were also one of the major design inputs for the design teams.

The winning scheme for these tough conditions came from a young team of architects located in Istanbul. The founders of the TeCe Architects, Tulin Hadi and Cem Ilhan, together with Zeynep Atas, the project architect in this competition, came out with a smart idea of using the wind as a basic design element in their proposals. While most of the other proposals of the competition preferred to enclose and emphasize the pre-given main square and the promenade with their proposed buildings, TeCe Architects decided to design a large opening to the valley at north. This gave the promenade and the main square a direction which will attract the people under the large canopy and then distribute them to the surrounding library and IT buildings.
Another significant decision was to put a viewing deck at the northern border of the lot, which also transformed the overall square into a large balcony looking at the valley. The circulation areas are stacked on the southern parts of the buildings even though this might be considered as the front façade when the courtyard is taken into account. But this decision makes the building to profit from the passive climate controls and keeps the maintenance and operating costs to a minimum level.

The horizontal low rise building interiors are designed to have as much as interflowing multi-level spaces to overcome the monotony. The angular placement of the library also is a similar approach to create more dynamic outdoor spaces between buildings. It is apparent that the large canopy which separates the administration building and the IT building will be an attractive outdoor space for students and the staff.

The hard climate conditions and the financial limitations for construction and operation, forced competitors to come with modest solutions and TeCe Architects was successful to come out within these restraints with smart simple maneuvers.

Published in A10 Magazine, Issue 7, 2006


10. 01. 2006 | Architecture, Urban | Print |
Tags:

Meta

Search | Ara

    Archive | Arşiv