Yeni AKM’nin Mimarisi Üzerine

AKM yeni bir bina olarak on yıl sonra açıldı. Muhalif olanlar, ‘buna da şükür, en azından adı değişmedi’ diye, yıktıranlar ‘oh bakın nasıl da daha iyisini yaptık’ diye seviniyor. Sonuçta toplumun büyük oranda iki yakasının uzlaşma içinde olduğu bir duruma şahit olmak ilginç gerçekten. Oysa bu gerilimli süreci oluşturan şartlarda bir farklılık yok. Sadece isminin korunmasına, mimarisinin güzel olmasına razı olanlar, yapılan mücadeleleri unutmamalılar. O mücadeleyi yapanlar olmasaydı, bugün ismi aynı kalan ama yüksek ihtimal Şefik Birkiye’nin Osmanlı Selçuklu kombinli kitsch kongre binası ya da Gezi Parkı’nın yerine yapılan kışla AVM alkışlanacaktı.

Öte yandan, “tepesinde restoran olmayacak, yoksa yaptırmayız” diye restorasyon projesini engelleyen mimarlar odasının başını çektiği tutucu yaklaşımı benimseyenler, şimdi üç katına çıkmış hormonlu kompleksle hiç mutlu değildir herhalde.

Ayrıca sanat ve mimarlık camiasının bir kesiminin bu tutuculuğu yüzünden mimara fazladan bir bagaj daha yüklendiğini düşünüyorum. Tescilli olduğu halde yıkılmasını önleyemediysek madem, eskisinin hayaleti üzerinden bir tasarım talep etmek de bence yanlıştı. Tamamen özgür bir ortam olabilse idi hem çok daha farklı bir opera yapısına hem belki de denizi gören yepyeni bir Taksim meydanına kavuşabilirdik. Ama mahalle baskısı altında yıkılmış olsa da eski binanın kolektif imgesini kaldırıp atmak da mümkün değildi, farkındayım.

Ayrıca iktidar tarafından sürekli ifade edildiği gibi bu bize verilen bir hediye filan da değil. Seçtiğimiz kişiler vasıtası ile kendi paramızla kendimize yaptırdığımız bir bina. Mimarisini takdir etmek kadar eleştirmek de hakkımız. Beğenen, iktidar yandaşı, beğenmeyen de vatan haini, mimarın düşmanı veya zevzek olmuyor.

Murat Tabanlıoğlu’nu Türkiye’nin önde gelen değerli mimarlarından biri olduğunu, bazı sergi ve başka projelerde de birlikte çalıştığımızı bilenler vardır. AKM için yıllar boyunca gösterdiği emeği ve çabaları da yadsınamaz. Eski yapının müellifinin oğlu olmasaydı da, AKM’nin yenilenmesi için en doğru seçimlerden biri yine Tabanlıoğlu olurdu. Ama bu ilişkimin ve farkındalığımın, onun projesini eleştirmekten beni alıkoyması gerekmiyor.

Ne yazık ki, bir makale olarak yazılsa ilgi çekmeyecek fikirler Twitter’ın sınırlı alanında ifade edilmeye çalışılınca yanlış ve eksik olarak algılanabiliyor. Mesele ettiğim mimari hususu şöyle özetleyeyim:


Eski AKM, asimetrik iç ve dış fuaye planı, alçak giriş saçağı, yol kotundan başlayan dinamik mikro-topoğrafyası ile davetkar, öbeklenmelere imkan veren alanlar ve farklı perspektifler sunan, uzaktan ihtişamlı ama yakından ve içinde iken insan odaklı, demokratik bir yapı idi.

20211101 Akm 01

Yeni AKM ise merkezindeki parlak kırmızı küresiyle nesne odaklı otoriter bir yapı. Ona doğru ilerlemek, ona bakmak, onu tavaf etmek dışında olasılık tanımayan, başta heyecan verici ama hemen tüketilip sıkıcı hale gelecek, dışlayıcı ve dikte eden bir nesne.

20211101 Akm 02

Yeni AKM’nin simetrik planı, fuaye katlarında bulunduğunuz noktayı değiştirseniz de size pek farklı perspektifler sunamayacak çünkü karşı fuayeye gittiğinizde de terk ettiğiniz tarafın hemen hemen aynısı olduğunu göreceksiniz. (yapıya bir fotoğrafçı olarak baktığımda da bu perspektif fakirliğini farketmek üzücü)

Aynı katta olsanız da karşı fuayedeki arkadaşınızın yanına gitmek için giriş kotuna inip çıkmanız ya da salonun içinden geçmeniz gerekiyor. Fuaye katlarınının birbirine köprülerle bağlanması ile sağlanabilecek hareket rahatlığı, kürenin sunacağı görüntüye feda edilmiş.

Eski AKM fuayesindeki farklı kotlar, basamaklar, kolonlar, kenarlardaki oturma grupları, farklı aydınlatma seviyeleri, zeminin farklı dokuları bile, insanların oturarak, yaslanarak ya da ayakta öbeklenmesini ve birbirleri ile iletişime geçmesini teşvik eden olasılıklar sunuyordu.

20211101 Akm 03
20211101 Akm 04
20211101 Akm 05

Kamusal mekanda insanların davranışları, nasıl hareket ettikleri, nerde oturdukları, nelere ihtiyaçları oldukları konusunda W.Whyte’ın, Hertzberger’in ve J.Gehl’in ön ayak olduğu yüzlerce yayın ve çalışma var. Eski AKM bunları dikkate alan bir mekandı.

20211101 Akm 06
Hayati Tabanlıoğlu, Atatürk Kültür Merkezi Büyük Fuaye (1969)
Fotoğraf: Gültekin Çizgen

Yeni AKM fuayesinde eğrisel korkuluklar, galeri boşlukları, geniş tekdüze zeminler, insanlara alıştıkları AVM deneyimlerini hatırlatabilir. Kanyon’daki eğrisel galeriler ve ortadaki küresel kütle orada gayet güzel işliyor belki ama burada maalesef bu iyi bir seçim olmadı. Mekan size bu hacimde oyalanmak için korkuluklara yaslanıp aşağıya veya kırmızı küreye bakmaktan başka olasılık tanımıyor.

20211101 Akm 10

Eski AKM’de farklı ölçekte parçalara bölünmüş fuaye mekanı, yeni AKM’de geniş bir boşluktan ibaret. Bu da insanlarda yönlenme ve mekanı sahiplenme ve kullanma problemi yaratacak gibi. Yaslanacak, duracak, oturacak kenarlar ve köşeler yok. Salt salonun boşalması ve dolmasına hizmet eden, insanları sürekli hareket halinde olmaya ya da ayakta durmaya zorlayan yok-yer (non-place) bir mekan. AVM’lerde ortaya yerleştirilen kiosklar gibi serpiştirilen vitrinler, sanat işleri, enstalasyonlar da bu amaçsızca dolanma sorununa çözüm olacak gibi durmuyor. Belki planlanan ama henüz uygulanmayan sabit mobilyalar varsa durum sonradan biraz toparlanabilir.

Eski AKM’de fuayeler insan hareketleri ve etkileşimleri için nötr bir fon ve farklı olasılık mekanları sunuyordu. Yeni AKM’de parlak küre insanların birbirleri ile etkileşimini engelleyen, bakışlarını kaçıramayacakları kadar dominant bir güç öğesi olarak hacmi dolduruyor.

20211101 Akm 13

Eski AKM’nin insan ölçeğindeki fuaye kat yükseklikleri, tavanlardaki farklı ışık ve kaplama dokuları ile zengin yüzeyler sunuyordu. Yeni AKM’nin tavanlarında küre ile yarışmayacak bence fazlası ile tekdüze bir yalınlık tercih edilmiş.

Eski AKM’nin dış mekanı buluşma, bekleme, oyalanma gibi durumlara cevap veren iyi çalışan bir kamusal alan idi. Alçaltılmış giriş saçağı uzaktan anıtsal görünmesi istenen cepheyi insan ölçeğine indiriyordu. Oysa yeni giriş meydanı tam tersine, içinde oyalanmayı teşvik etmeyen, iki yanında havuzları ile bir anıt mekan olarak tasarlanmış.

Orjinal amaçlarından, bağlamlarından ve ölçeklerinden kopartıldığı için bazı çekincelerim olsa da eski yapınının cephesi, döner merdiveni gibi bazı detaylarının yorumlanması takdir edilmeli. Ama esas demek istediğim, dekoratif öğelerin yanında eski AKM’nin mekan örgütlenmesinin kopyalanıp yorumlanması daha doğru olurdu.

Eski döner merdiven dik açılarla oluşturulmuş mekanda göze çarpan bir kontrast ve insanların yönlendiği güçlü bir odak yaratıyordu, yenisi eğrisel fuaye balkonları altında biraz kayboluyor.

Küreden arta kalan verimsiz alanlar olmasaydı, yeni kompleks bu kadar semirmeyecekti belki. Ama bu yeni bloklarda ve Atatürk Kitaplığına uzanan aksta Tabanlıoğlu’nun nesne değil, insan hareketlerine ve ihtiyaçlarına daha duyarlı olduğu da kabul edilmeli. Nasıl işleyeceğini göreceğiz.

20211101 Akm 20

Öte yandan yeni kompleksin tasarımının sürdürülebilirlik, erişilebilirlik ile ilgili kaygıları var mı, bilmiyoruz. Ek hacimlerin çatıları yeşil olacak gibi algılanıyor ama Zorlu’daki gibi kozmetik mi, belli değil. Ana hacmin terası da bir bahçe olma fırsatını kaçırmış gibi.

Dubai mimarisi diye kastettiğim de medya güdümlü, hızlı tüketilen, görüntü öncelikli, otorite ve gücü yücelten nesne odaklı yaklaşım. Ne körfez ülkelerinde ne Asya’da, bu şekilde üretilmiş ister Zaha, ister MVRDV mimarisi olsun, haşmetli ama söylemi sığ, nesne odaklı yapılardan anlamlı mekanlar çıkamadı. Dubai mimarisi de bu yaklaşıma verilen genel ad, Dubai’de olması gerekmiyor.

Sosyal medya ile birlikte beşinci vitese geçmiş gösteri ve tüketim çağında bu yaklaşıma direnmek kolay degil. Hele bilimden, çoğulcu demokratik toplumdan, uzlaşma kültüründen uzaklaşan bir ülkede, bir de işvereniniz ihtişam iştahlı devlet ise bu yaklaşıma direnmek çok daha zor.

Ama elimizde tecrübe ettiğimiz iyi bir örnek varken, (kasıtlı ihmal sonucu yıktırılması ve yeniden yapılması macerasına hiç girmeyeyim) Tabanlıoğlu’nun yeni AKM’yi nesne odaklı bir mekana dönüştürmesi bence bu yaklaşıma teslim olması anlamına geliyor ve açıkçası şaşırtıyor.

Mimari açıdan benim gibi düşünenlerin az olduğun farkındayım. Ben daha iyi değerlendirilebilecek fırsatların kaçırıldığını düşünüyorum. Beklentilerimizi tam olarak karşılamasa da yeni AKMnin günümüz koşullarında belli bir çıtanın hayli üstünde nitelikli bir yapı olması avutucu bir durum.

Yapılar, sadece mimarın ve işverenin dünyasını ve görüşünün değil, politik, kültürel, sosyal ve ekonomik iklimin de yansıması oluyor. Farklı mekansal olasılıkları ve insan hareketlerini ortadan kaldıran, herkesi temaşa ve tavaf odaklı hipnotik ve optik bir ilişkiye zorlayan yeni AKM, belki de bu dönemi daha iyi yansıtamazdı. Yıllarca süren sert zıtlaşmaların, pazarlıkların ve her iki tarafın verdiği tavizlerin sonunda mesele kutuya bir top sıkıştırarak halledildi.

20211101 Akm 25

Bu kırmızı top, toplumun bir kesiminin uzun yıllardır kıvanç duyduğu, diğerlerinin ise razı olduğu şeyleri yıllar boyunca simgeleyecek bir nesne de olabilir. Pek çoğu için ise bu kadar kurcalanmaya değmeyecek, sadece bir bina olacak eninde sonunda.

Ben vergilerimizle inşa edilen kamusal bir alan ve bir vatandaş olarak kullanacağım yapıyla ilgili yanlışlara ve eksiklere dair mimari eleştirilerimi paylaştım. Emeği geçen ve burayı layığı ile yaşatmaya çalışacak herkese teşekkürler.

Eski AKM Fotoğrafları: Salt Araştırma Tabanlıoğlu Arşivi, Reha Günay, Gültekin Çizgen
Yeni AKM proje görselleri: Tabanlıoğlu Mimarlık
Yeni AKM’nin fotoğrafları
: Emre Dörter
Galaxy Shopping Centre fotoğraf: Zaha Hadid Architects arşivi
MVRDVnin Tianjin Library fotoğrafı: Ossip van Duivenbode.