
İstanbul Ataşehir’deki geleceğin finans merkezinin tam ortasında sıradışı bir lise binası olduğunu pek az kişi bilir. Arazinin içinde neredeyse yok olması için tasarlanmış bu özel yapı aynı anda iki üç klişeyi birden yıkan, Ataşehir’in yüksek blokları arasında huzurlu bir vaha ortamı yaratmış, özel bir mimarlık eseri aslında.
Bilindiği gibi Türkiye’de kamu yapılarının mimarisinde tip proje uygulaması sürdürülüyor. AKP hükümeti iktidarından sonra ise, Milli Eğitim Bakanlığı 2005 yılından beri tip okul projelerine yeni kriterler getirdi. Bakanlık okulların ‘milli ve geleneksel mimari(!)’ öğelerini taşıması gerektiğini, bundan sonra yapılacak binaların ‘Selçuklu’ veya ‘Osmanlı’ tarzında yapılması koşulunu öne sürdü. Şimdi her yerde simetrik bir cephe içinde taklit kemerler, taç kapılar, işlevsiz kulelerle donatılmış anıtsal olmaya çalışan gösterişli tuhaf okul binaları görmeye başladık. Bu okullarda kullanılan tarihi referanslı mimari öğelerin üstünkörü bir şekilde bir araya getirilmesi yüzünden gibi kimi yerlerde halk, okulları camiye bile benzetip tepki gösterdi. Özel kişi ve kurumların yaptırdığı okullar neyse ki buna uymak zorunda değil. Elbette kolaya kaçan, tip projeyi kolunun altına alıp müteahhit firmaya gidebiliyor. Ancak Mimari kültüre önem veren kurumlar neyse ki bu taklit yapay gösterişe prim vermiyor.