Eski Yazılar

Devlerin arasında bir anıt!

İki yıl önce temeli atılan Ataşehir’deki “Mimar Sinan Camisi” geçtiğimiz Cuma Başbakan’ın katılımı ile açıldı. Klasik Osmanlı cami formunun günümüz inşaat teknolojisi ile üretilmesi nedeni ile mimari çevrelerde “taklit cami” olarak etiketlendirilen bu caminin her yerde görebileceğiniz diğer camilerden farkı büyük ölçeği , TOKİ sermayesi sayesinde son sürat ve nitelikli bir işçilik ile bitirilebilmiş olması ve elbette Başbakan’ın bu yapıya özel ilgi göstermesi. Bunun dışında mimari açıdan bu yapı hakkında konuşmak, replika bir Mona Lisa tablosu ya da iyi taklit edilmiş bir Rodin heykelinin değeri hakkında konuşmak kadar saçma olur. Anıtsal bir yapı amaçlanmasına rağmen hemen arkasındaki yüksek konut bloğu … Read more

Orada bir Su Medeniyetleri Müzesi var, açılmadan eskiyor!

Üçüncü köprü projesi ile belki de son demlerini yaşayan İstanbul ’un kuzeyindeki yeşil alanların ortasında, Terkos Gölü yanında bir Su Medeniyetleri Müzesi olduğunu biliyor muydunuz? Bilmenize imkân yok çünkü müze halka açık değil. Ben de 30 Haziran’da Arkitera Mimarlık Merkezi’nin Kalebodur desteğiyle düzenlediği proje müellifleriyle birlikte yapılan ARKİV gezisinde öğrendim. İstanbul’un ana su kaynaklarından biri olan Terkos Gölü’nün kenarında 1880’lerden beri önceleri buharla, daha sonraları ise elektrikle çalıştırılan pompalarla suyu şehir şebekesine pompalayan bir pompa tesisi var. Dev pompa makinelerinden ve yeraltındaki su kanallarından oluşan bu tesisteki makinelerden biri Titanik’te bulunan pompaların dünyada sayılı kalan örneklerinden biri hatta. 1980’lere dek … Read more

Boşluğun Mimarisi

Eşi görülmemiş bir hızla abartılı şehircilik projelerinin üretildiği, emsalsiz ölçekte yapıların birbiri ardına yükseldiği ancak mimarlık ve şehircilik bilgisinin bu kadar az kullanıldığı herhangi bir dönem daha olmamıştır bu ülkede herhalde. İmar kurallarının akla gelmez numaralarla esnetildiği, daha fazla metrekare üretmeye endeksli inşaat sektörünün coştuğu bugünlerde, eskiden üretilmiş nitelikli yapılara dönüp biraz bakmakta fayda var. İstanbul ’un Nişantaşı semti yoğun ticari hayatın konutlarla birlikte yaşadığı önemli bir bölge. Bitişik nizamdan oluşan yüksek yapıların daralttığı sokaklardan oluşan bu bölgede neredeyse bir vaha etkisi yaratan önemli bir yapı bulunmakta. 1985-88 arasında Şandor ve Sevinç Hadi tarafından tasarlanan bu yapının işvereni ise Milli … Read more

Topçu Kışlası’nı diriltmek ne anlama geliyor?

“Bir iş, tamamlanacağı zamanı doldurana dek uzar”. Verimlilik tartışmalarının bu ünlü deyişi, bürokrasi ve şirketlerdeki verimlilik üzerinde pek çok kitabı olan C.Northcote Parkinson’un hicivlerle dolu ünlü kitabı Parkinson Kanunu’undan. Parkinson’un aynı kitabında fazla dikkat çekmemiş mimarlıkla ilgili bir bölüm de var. Büyük şirketlerdeki verimsizlikleri ve bürokratik saçmalıkları incelerken Parkinson, şirketlerin kendilerine gösterişli müdürlük binaları yaptırdıktan kısa süre sonra güçlerini kaybettiklerini fark etmiş. Sadece şirketler değil tarihte de pek çok önemli iktidarın en güçlü zamanlarında inşa ettirdikleri haşmetli yapılar da bu iktidarların zayıfladıkların dönemin işaretleri olmuş. Örneğin, Paris’ten Versailles’e taşınan 14.Louis, inşa ettirdiği devasa sarayda hükümdarlığının en iyi yıllarını geçirmedi ve … Read more

Taksim’in fişini çekecek proje *

(Bu yazıyı okurken İstiklal Caddesi’nde bir araca yol vermek zorunda kalmadan en son ne zaman yürüdüğünüzü düşünmenizi rica edeceğim.) Taksim’i yayalaştırma AKP’nin bir iddiası iken bugün gerçekleştirilmeye biraz daha yakın bir fikir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde onaylanan proje geçen günlerde ‘koruma kurulu’nda da onaylandı. Kulağa iyi bir şey gibi gelse de tam tersine bu feci bir gelişme. Öncelikle ülkenin en gözde kentinin en önemli meydanının Ankara güdümlü bir fikirle, tartışılmasına bile fırsat vermeden apar topar değiştirilmeye çalışılmasının, Türkiye’nin zaten bir süredir unuttuğu AB kriterlerine taban tabana zıt olduğunu hatırlayalım. Belediyenin bu projeyi tanıtan acemice hazırlanmış filminde (vimeo.com/24651018) sadece araçların dolaşmasını izliyoruz. … Read more

Örnek restorasyon

Salt Beyoğlu ’nun büyük kardeşi Salt Galata, Karaköy’deki eski Osmanlı Bankası binasında sonunda açıldı. Beyoğlu’ndaki yapıda olduğu gibi bu binada da genel tasarım kararları Han Tümertekin tarafından alındı ve mimar Zehra Uçar’ın titiz koordinasyonuyla hayata geçirildi. Han Tümertekin’in ‘ne eksik ne de fazla’ tasarım anlayışı bu yapıda da izlerini gösteriyor. Bu tip tarihi öneme sahip büyük yapılarda zamanın ruhunu korurken yeni işlevleri görsel olarak ayrı tutabilmek ve aynı anda fonksiyonel ihtiyaçlara cevap verecek şekilde mimari planlama yapmak sanılandan daha zor bir çaba. Salt ekibi ile Tümertekin tarafından seçilen ve iç mekânların her birinin tasarımını üstlenen tasarımcıların bu çabadaki katkıları bu … Read more

Çağdaş (!) Kervansaray *

İstanbul’un en eski otellerinden biri olan Divan Oteli geçtiğimizgünlerde yenilenerek açıldı. Gazetelerin magazin eklerinde sözü edilse de mimarlık yayınlarının pek ilgisini çekmedi bu açılış. 1950’lerde İstanbul entellektüellerinin ve sosyetesinin uğrak noktası haline gelen Divan Oteli’nin toplumsal hafızadaki yeri, mekansal özelliklerinden daha önemlidir aslında. Otelin, özellikle de barı ve pastanesinin yarım asırda yarattığı etki hala anılmasına rağmen bu ortamı doğuran mekanlar hep değiştiler. 1950’lerde Vehbi Koç’un kısa süreli konaklama ihtiyaçları için basit bir misafirhane niyeti ile inşa etmek istediği bina, biraz da devletin ihtiyaçları için otele dönüştürülerek açıldı. Tasarımını dönemin önemli mimarlarından olan Rükneddin Güney’in yaptığı Divan Oteli, hemen bitişiğindeki Ünver … Read more

Dostlar yarışmada görsün

2004 yılında İstanbul Belediye başkanı olarak seçilen Kadir Topbaş’ın mimar olması özellikle meslektaşları arasında kent için bazı şeylerin düzelebileceğine dair ümitler doğurmuştu. Topbaş’ın yönetimi ile kentteki büyük projelerin mimari ve kentsel tasarımı konusunda daha nitelikli çözümler geliştirileceği ve bunlar için yarışmalar açacağı bekleniyordu. Ancak Ankara’nın gölgesinden bir türlü kurtulamayan İstanbul’da, mimar ve plancıların büyük kesimi artık Topbaş’tan yana pek de ümitli değil. Topbaş yönetiminin kurduğu İMP ile en azından bazı büyük projeleri yarışma yolu ile elde etmeye çalışması başta bir iyi niyet çabası olarak takdir gördü. Her ne kadar 15 milyonluk bir kentin kamusal mekanlarının üretiminde çok daha fazla projenin … Read more

Taksim’in fişini çekecek proje

Taksim’i olduğu gibi yayalaştırma ve yolları yer altına alma projesi belediye meclisinde 15 Eylül 2011’de onaylanmış. Belediye onayladığı projeyi doğru düzgün bir şekilde göstermek yerine basın bültenlerine sıkıştırdığı bir kaç cümle ve uyduruk bir animasyon ile bu önemli değişimi anlattığı için ileride nasıl bir Taksim’in bizi beklediğini ancak mimar ve plancılar çözebilir herhalde. Gündelik basına popüler bir dille “Taksim artık yayaların” gibi destekleyici bir mesajla yansıyan bu proje aslında Taksim’i kentsel bir çöle dönüştüreceğinin haberi. Belediye’de bu kararı ortaya atıp onaylayanların, her mimar ve plancının bildiği Marc Augé’nin ortaya attığı Türkçe’ye yok-yer olarak çevrilebilecek “Non-lieux (Non-place)” kavramından haberdar olmadığı belli. … Read more

Fenerbahce

Ahmet İsvan’ın* kaleminden Fenerbahçe’nin işgali

Kira gelirlerimizi artırma çalışmalarımız sırasında, batakçı kiracılarımızdan birisinin de Beden Terbiyesi olduğunu öğ­rendim. Kiraladıkları yer Fenerbahçe yarımadasındaydı. Bir­kaç kez, yıllardır biriken ve zaten çok cüzi olan borçlarını ödemeleri yolunda kendilerini yazıyla uyardık. Beden Terbi­yesi Bölge Müdürü şahsen bana gelerek bu yeri, spora hiz­met amacıyla, aynı bedelle spor kulüplerine kiraya verdikle­rini fakat kulüplerden para alamadıklarını anlatarak yakın­mış, anlayış göstermemizi istemişti. Kendisine, bizim kimse­ye anlayış gösterecek durumda olmadığımızı ve en kısa za­manda borcunu kapatması gerektiği cevabını vermiştik. Bir gün, müdür geldi, borçlarını ödediklerini ve kira muka­velesini feshettiklerini bildirdi. Yani, devren kiraya vermiş ol­dukları spor kulüplerini bizim başımıza bırakıyor, aradan çe­kiliyordu. Bizimle olan … Read more

İyi tasarlanmış bir ‘yer’ *

Bazı binalar, nedenlerini açıklayamasanız da size kendinizi iyi hissettirir; orada bulunduğunuzda tarif edemediğiniz bir rahatlığa kapılırsınız. Sadece mimari jargonla ve akademik terimlerle ifade edilemeyecek bir beceriyle çizilmiş bu yapıların tasarımında analitik yeteneklerin yanı sıra içgüdülerin de rol aldığını görürüz. Çoğu kez İskandinav mimarlar bu tip ‘yerler’ yaratmayı iyi becerirler. Elbette, tarifsiz güzellikteki doğal çevrelerinin de bu beceriye katkısı olduğunu kabullenmek lazım. Bu tip yapıların hayranlık uyandırıcı fotoğraflarını çekmek de zordur. Bir iki bakış açısına sıkışıp kalmış radikal, alışılmadık formlardan ziyade heyecan verici veya huzurlu bir atmosfer yarattıkları için mimarlık fotoğrafçıları bu yapıları bir kaç karede anlatmaya çalışırken zorlanırlar. ‘Seksi’ fotoğraflar … Read more

Trump Tower İstanbul *

Ortasından geçen devasa viyadüğün ikiye ayırdığı Mecidiyeköy, 1950’lerden itibaren apartmanların ofislere dönüştürülmesinden sonra yeni bir değişime daha gebe. Bu sefer yükselen emlak değerlerinin zorunlu kıldığı biraz da yıpranmış yapıların deprem tehlikesiyle yenilenme bahanesi ile bu aks üzerindeki yapılar, birleşerek daha iri kütleli ofis ve konut bloklarına dönüşecek. Maksimum döşeme alanı yaratmak üzere kurulu imar kurallarımızın bir sonucu olarak araları daha seyrek olsa bile bu aksın iki yanında çok daha yüksek binalar görmeye başlayacağız. Bu dönüşümün hem iyi hem de kötü etkileri olacak: aksın önünde ve arkasındaki yapıların gün ışığı azalacak. Öte yandan zemin kotunda yürünecek doğru dürüst bir kaldırımı bile … Read more

Klişeleri değiştiren okul *

TÇMB Lisesi

İstanbul Ataşehir’deki geleceğin finans merkezinin tam ortasında sıradışı bir lise binası olduğunu pek az kişi bilir. Arazinin içinde neredeyse yok olması için tasarlanmış bu özel yapı aynı anda iki üç klişeyi birden yıkan, Ataşehir’in yüksek blokları arasında huzurlu bir vaha ortamı yaratmış, özel bir mimarlık eseri aslında.

Bilindiği gibi Türkiye’de kamu yapılarının mimarisinde tip proje uygulaması sürdürülüyor. AKP hükümeti iktidarından sonra ise, Milli Eğitim Bakanlığı 2005 yılından beri tip okul projelerine yeni kriterler getirdi. Bakanlık okulların ‘milli ve geleneksel mimari(!)’ öğelerini taşıması gerektiğini, bundan sonra yapılacak binaların ‘Selçuklu’ veya ‘Osmanlı’ tarzında yapılması koşulunu öne sürdü. Şimdi her yerde simetrik bir cephe içinde taklit kemerler, taç kapılar, işlevsiz kulelerle donatılmış anıtsal olmaya çalışan gösterişli tuhaf okul binaları görmeye başladık. Bu okullarda kullanılan tarihi referanslı mimari öğelerin üstünkörü bir şekilde bir araya getirilmesi yüzünden gibi kimi yerlerde halk, okulları camiye bile benzetip tepki gösterdi. Özel kişi ve kurumların yaptırdığı okullar neyse ki buna uymak zorunda değil. Elbette kolaya kaçan, tip projeyi kolunun altına alıp müteahhit firmaya gidebiliyor. Ancak Mimari kültüre önem veren kurumlar neyse ki bu taklit yapay gösterişe prim vermiyor.

Read more

Murat Tabanlıoğlu ile söyleşi *

Son yıllarda çok sayıda ödül aldınız ve en son RIBA’nın en prestijli ödüllerinden birini kazandınız. Mimarlık ödülleri hakkınde ne düşünüyorsunuz? Son zamanlarda bir ödül furyası var. Bunların bir kısmı ticari gayrimenkul ödülleri. Daha çok işverenler meraklı bunlara ama mimari açıdan çok da önemli ödüller değil bizim için. Mimari anlamda elbette Pritzker ödülü, Mies ödülleri, Ağa Han ödülleri çok daha önemli bizce. Son yıllarda parlamaya başlayan Barcelona’da düzenlenen WAF (Dünya Mimarlık Festivali) ödülleri de önemli bence. Yeni kazandığımız bu RIBA ödülünü de önemsiyorum çünkü Londra’nın tasarım açısından coğrafi bir önemi var benim için, sıfır noktası gibi bir şey. RIBA da dünyanın … Read more

“Çirkinliğe” övgü *

Bu zor bir yazı olacak. Çünkü kanımca büyük bir çoğunluğun çirkin bulduğu bir binayı mimari açıdan savunacağım. İstiklal Caddesi üzerinde bir röper oluşturmuş, yüksekliği ile tepki çeken, kimilerince de oldukça sevimsiz bulunan, yine de altından geçerken oluşturduğu korunaklı geçişe minnettar kaldığımız Odakule’nin mimari açıdan neden önemli olduğunu ve bugün bile bize neler söyleyebildiğine dikkat çekmek istiyorum. Bu arsa üzerinde yer alan Bon Marche mağazasının yerine inşa edilen Karlman Pasajı varlık vergisi yüzünden 1940’larda kapandıktan sonra burayı satın alan İstanbul Sanayi Odası tarafından 1970’lerde yeniden projelendirildi. Mimar Kaya Tecimen ve yardımcısı Ali Kemal Taner tarafından tasarlanan yapı 1976 yılında Odakule adı … Read more

Faili meçhul alışveriş merkezi *

İstiklal Caddesi’deki Demirören alışveriş merkezi Perşembe günü apar topar açıldı. Aslında açıldı demek yanlış olur. Son iki katı hala inşaat halinde olan binanın içi de neredeyse bir şantiye. Asansör montajları bitmemiş, yürüyen merdivenlerin ayarları yapılmakta, pek çok mağaza ise boş; açık olanlar da inşaat tozlarını temizlemekle uğraşıyorlar. Firavun mezarlarını aratan bir koridordan ulaşabildiğiniz tuvaletler bile bitmemiş.Aceleden tabelası bile eğri asılan binanın bu acemi açılış hikayesini işletme uzmanları daha iyi analiz ederler herhalde. Ancak kanaatimce ileride işletme açısından da büyük sıkıntılar çıkabilir çünkü iç mekanlar ve özellikle food court hiç de cazip görünmüyor. Hatırlarsanız binanın mimarisi Türkiye’nin en rafine mimarlarından biri … Read more

Apartman ciddi iştir *

Beğensek de beğenmesek de bundan yıllar sonra yazılacak metinlerde Türkiye’nin sivil mimarlık tarihini apartmanlar oluşturacak ve hatta belki geleneksel Türk mimarisi diye anılacak bu yapılar. Buna rağmen hemen hemen hiç bir mimarlık okulunda apartman tasarımı ciddiye alınmaz. Yap-sat usülü ile veya kat karşılığı çalışan müteahitlerin ellerindeki şablon projeleri istedikleri parsele çekiştirerek uydurabildikleri bir ortamda mimarlar yenilgiyi erken kabul etmişlerdir. O yüzden kültür merkezleri, devasa kütüphaneler, opera binaları, spor tesisleri gibi komplike yapıları tasarlamayı öğrenerek mezun olan binlerce mimar neredeyse hayatları boyunca uğraşabilecekleri tek konu olan apartmanlarla ancak gerçek piyasa şartlarına çıkınca muhatap olurlar. Şablon projeler, alıştıkları gibi bir projeye onay … Read more

Olması gerektiği gibi bir yenileme *

İstiklal Caddesi üzerinde 1850’lerde ticaret ve konut işlevli olarak inşa edilmiş Siniossoglou apartmanının zemin katı geçtiğimiz yıllarda Garanti Platform olarak caddedeki önemli bir etkinlik alanı olarak işlev görüyordu. Garanti’ye ait Garanti Galeri, Garanti Platform ve Karaköy’deki Osmanlı Bankası Müzesi’nin tek bir kurumsal yapı altında SALT adı altında birleşmesi ile başlayan dönüşümün mekansal yansımaları da ilk kez bu yapıda gün yüzüne çıktı. Mimarlar Tasarım’ın başında olan Han Tümertekin tarafından dönüştürülen SALT Beyoğlu yapısı tipik Beyoğlu apartmanlarının özelliklerini gösteriyor. Yapı, iki sokak arasında uzanan, düzgün bir geometrisi olmayan parsele yerleşmiş, dar ve simetrik ön cephesinin arkasında oldukça geniş ve asimetrik bir plana … Read more

Çirkin dev *

“Avrupa’nın en büyük adliyesi” denen Çağlayan adliyesinin tam da adalet sisteminin didiklendiği bugünlerde açılıyor olması ne kadar ilginç bir durum. Üstüne üstlük bu yapıya ek olarak bu sefer “dünyanın en büyüğü” denen Kartal adalet sarayı da Anadolu yakasında tamamlanmak üzere. Geçtiğimiz senelerde açılan Bakırköy adliyesi de oldukça iri bir mahkeme binası. Bir de bunlara Silivri’de Ergenekon duruşmaları için apar topar yapılan ilkel salonları da ekleyelim. Aslında adalet mekanları açısından oldukça zengin sayılır İstanbul. Ancak dünyanın en büyük adliye binalarını yapmış olmamıza rağmen yine de yetmiyor! 5 Ocak’ta Habertürk’teki haberden, Beşiktaş’ta bunca yıldır gecekondu gibi derme çatma binada çalışan İstanbul Özel … Read more

Sapphire Istanbul *

New York’taki Chrysler Binası 1920’lerin sonunda inşa edilirken, 40 Wall Street olarak anılan gökdelen de aynı zamanda yükseliyordu. Dünyanın en yükseğini yaratma yarışı o günlerde başlamıştı denebilir. İki rakip bina, “en yükek” ünvanını alabilmek için görülmemiş taktiklerle yarışırken 40 Wall Street’in sahipleri inşaat aşamasında bile ek kat izinleri almayı becermişlerdi. Buna rağmen, Chyrsler’in sahipleri ve mimarları kurnaz bir manevrayla inşaat iskeleleri içinde gizlice inşa ettikleri 38m yüksekliğindeki paslanmaz çelik kuleyi son dakikada ortaya çıkartıp 90 dakika içinde son kata eklediklerinde, 40 Wall Street binası yarışı kaybetti. Her ne kadar iskan edilebilir son katın bina yüksekliği olarak öçülmesi gerektiğini belirtip itiraz … Read more

Mimarlığın kutsallıkla mücadelesi *

“Atatürk Kültür Merkezi (AKM) için gerçekleştirilecek yenileme projesinden vazgeçildi. Yenileme projesi yerine binaya ‘basit onarım’ yapılacak.” Bu, yaklaşık olarak dört yıldır gündemden düşmeyen ve artık bizi hiç de şaşırtmayan AKM ile ilgili haberlerden sonuncusu. Radikal’de Cem Erciyes’in geçtiğimiz günlerde köşesinde hatırlattığı gibi, bir takım olaylardan sonra AKM tadil edilerek kapılarını gelecek senenin ortalarında açacak. 1930’larda “İstanbul kültür sarayı” fikrinin doğmasından itibaren farklı mimarların dahil olduğu, bir türlü bitirilemeyen, bittikten sonra yanan, yeniden yapılan, ismi değişen, sonra da ihmal edilen bu bina, bugünlerde tartıştığımız sadece yıkılma ve onarılma safhası ile değil, yapılış safhaları ile de modernleşme ve demokratikleşme serüvenini ani şoklarla … Read more

Günümüz Türkiye Mimarlığını Ararken

Mimarlar her zaman yakınırlar. Sadece Türkiye´de değil, tüm dünyada mimarlar şehirlerin kalitesizliğinden, kendi mesleklerine yeterince değer verilmemesinden, kendilerine danışılmadan bu kadar çok niteliksiz bina yapılmasından dolayı söylenirler. İşverenlerinden, politikacılardan, belediye başkanlarından ve hatta birbirlerinden sürekli şikayetçidirler. Eğitim hayatları boyunca “güzel” olanı yaratma konusunda eğitilmişlerdir. (Ama nedense bu kelimeyi mesleki konuşmalarında kullanmamaları gerektiğini de öğrenmişlerdir.). İyi ve “güzel” tasarlanmamış her şey onları rahatsız ettiği için fiziksel çevrelerinden hiçbir zaman memnun olmazlar. Başka mesleklerde olmadığı kadar bir memnuniyetsizlik faktörü vardır mesleki ve özel hayatlarında.Bu da mimarların çoğunlukla huzursuz, aksi, mutsuz ve müşkülpesent olmasına yol açar. Türkiye´deki mimarların da eğitimi de dünyadakilerden çok … Read more

Yeni Egzotik Maceralarımız

Bir mimar kentlerle olan ilgimiz, Kevin Lynch’in veya Spiro Kostof’un kitaplarındaki gibi formel yaklaşıma dayanıyordu uzunca bir süredir. Meydanlar, sokak dokuları, kentin harita üstündeki formu, zihinsel imgeleri yaratan elemanlar… Tüm bunlarla meşgul olduk uzunca bir süre. Hangi ara kentin formları ile değil de işleyişi ile ilgilenmeye başladığımızı hatırlamıyorum. Arada oldukça belirsiz ve bir o kadar da hızlı bir geçiş süreci var. Şimdi mimarların kentle ilgisinin istatistik tablolarından çıkartılan haritalar ve göz alıcı enformasyon grafikleri üzerinden geliştiğini izliyoruz. Kentleri anlamak için formlar yeterli gelmiyor, mimar olarak başka disiplinlerin bilgi alanlarına girmek zorunda hissediyoruz kendimizi. Bunun nedenlerini sorgulamak ciddi bir araştırma gerektiriyor … Read more

Richard Sennett: “Büyük Projelerde Devlet Mutlaka Mimarla İşveren Arasında Durmalı”

Ömer Kanıpak: Son yıllarda mimarın etik duruşu, binaların değişen rolü nedeni ile daha çok konuşulur oldu. Binalar artık sermaye aracı, bir nevi küresel para birimi haline gelmiş durumda. Toprak değerleri sürekli artarken önemli mimarların imzaları ile, bu değerler bir kaç misli daha katlanıyor ve mimarın omuzlarına daha büyük bir sorumluluk yükleniyor. Bu şartlar altında mimarın pozisyonu hakkında ne söylemek istersiniz? Richard Sennett: Bu konuda çok net bir görüşüm var. Bir mimar hiç bir zaman kamunun büyük kesimini ilgilendiren kapsamlı projelerde gayrimenkul geliştirici şirketlerle birlikte yalnız bırakılmamalı. Büyük projeler, mimarın bağımsızlığının korunabilmesi adına, devlet veya belediye tarafından sübvanse edilmelidir. Gayrimenkul geliştirici tarafından kullanılan … Read more

İstanbul’u Deşifre Etmek

Uzun yıllar yaşadığınız bir kenti değerlendirmek zordur. Onu güzel veya çirkin yapan tüm detaylara alışmış olursunuz. O devasa organik mekanizmanın bir sakini olarak, nelerin iyi işlemediğini bildiğiniz gibi ona şahsiyet kazandıran tüm karakteristik özelliklerinin de farkındasınızdır. Dünyadaki mega kentler liginin bir üyesi olarak İstanbul, Avrupa ve Ortadoğu’nun iş, ulaşım, kültür ve turistik merkezlerinden biri olarak kabul edilmekte. Diğer mega kentler gibi İstanbul’un da gerçek nüfusu kesin olarak hesaplanamıyor. Resmi rakamlar bile 40 Avrupa ülkesinden daha kalabalık olan bu kentin nüfusunun 12 ila 14 milyon arasında dalgalandığını belirtmekte. Kent, o kadar büyük ki, komşuları Tekirdağ ve İzmit’in arasında 100 km uzunluğunda … Read more

Honkawane Kenti, Shizuoka Prefecture

Vahşi Doğa, Uysal Beton *

Yokohama’da yaşayan 38 yaşındaki bir ev kadını olan Eriko, bir kaç dakikada bir gelen hapşırma seansları sırasında “Neredeyse deliye döneceğim, gözlerim, boğazım hatta kulaklarım bile kaşınıyor” darken maskesini düzeltmeye çalışıyordu.[i] Sokakta, markette, metroda dolaşırken görüntülenen pek çok Japon vatandaşının yüzlerindeki maskeleri, şehirlerdeki hava kirliliğine karşı bir önlem olarak düşünürüz. Oysa neredeyse her beş Japon’dan birinin kullanmak zorunda kaldığı bu maskelerin çok masum bir sorumlusu var; bu da hava kirliliği değil. İkinci dünya savaşının sona ermesinden hemen sonra Japon hükümetinin Ormanlardan sorumlu bakanlığı, devasa bir ağaçlandırma projesine girişti. Mevcut bitki örtüsünü ticari olarak daha değerli olan Japon Sediri (Japonca’da sugi) ile … Read more

Sessiz Bir Çarpışma

santralistanbul’u ilk kez İstanbul Mimarlık Bienali’ne İstanbul’da uygun bir yer ararken Eylem Ertürk ile birlikte ziyaret etmiştik. O zamanlar sadece Santral diye anılıyordu ve tam anlamı ile şantiye bile sayılamayacak bir safhadaydı. Ayağımızda büyük sarı çizmeler ve başımızda baretlerle proje yöneticisi Akın Barlas ile girebildiğimiz tüm büyük hacimlere girip çıkmıştık. Güvercin pisliklerinden ve yılların birikimi olan çamur ve pastan içerideki makineler zar zor görünüyordu. Bu makinelere birer çatı olması için yapılan iddiasız, ancak iddiasız olduğu kadar da etkileyici bu terk edilmiş mekanlara, yılların ihmalkarlığı ile neredeyse elle tutulacak kadar somut bir hüzün sinmişti. Sadece makine ve kazan binaları değil, 120 … Read more

Vapur Tasarımları Neden Yıllar Geçtikce Daha Kötü Oluyor

Artık gemi tasarımlarını sadece mühendisler yapıyor anlaşılan. Estetik oran, renk, doku, ölçek bilgisi olmayan kişilerce tasarlanıyor sanırım bu yeni gemiler. Çok fonksiyonel olduklarına şüphe yok ama gözü tırmalayan birşeyler var hep. Kıyaslamalarla daha iyi anlaşılıyor. Yeni araba vapurumuz suya inmiş. Eskilerin yanında biraz acemice tasarlanmış, derme çatma bir görüntüsü var. Suhulet 2007 Suhulet 1871(Dünyanın ilk araçlar icin yapılmış vapuru imiş) Selamiceşme (1990’lar)

Kültür Merkezi >< Merkezi Kültür

“Kültür Merkezi” ne kadar anlamsız bir terim haline geldi. Mimarlık fakültelerinin değişmez bitirme projesi konusu. Hemen hemen tüm mimarlar oğrenciliğinde bir “Kültür Merkezi” çizmiştir. Hepsinde konser salonu, fuayesi, sergi salonları, prova odaları, kostüm depoları… Senaryoya göre her akşam dolup taşacak, artık hangi şehirde veya semtte yapılıyorsa oranın “kültürel aktivite ihtiyacı”nı giderecek… Aktivite derken konser, opera, bale, tiyatro… Aklınıza sanat denince ilk gelenler sanat alanları. “Kültür Merkezleri” senelerdir Türkiye’de “Merkezi Kültürün” evleri olarak hayal edildi, oyle davranıldı. AKM yapıldığında opera, bale, senfonik müzik denince Türkiye’deki merkezi kültür alanlarını anlaşılıyor, ya da anlaşılması arzu ediliyordu. AKM’de bu kültür alanlarının merkezi idi… AKM’nin … Read more

Mimarlık Ortamında Kamusal Bulanıklık

Kamusal alan, kamusal mekan, bu mekanların üretiminde güdülen ideoloji, başta mimarlar olmak üzere herkesin imar faaliyetleri ve mimarlık üzerindeki kafa karışıklığı, kısaca kamusal bir kakofoniden söz etmek mümkün bu aralar. “Kamusal Alan” kavramı Türkiye’de gündelik konuşma dilimize yerleşeli çok olmadı, en fazla on yıllık geçmişi vardır. Genellikle Türkçe’de birbirleri yerine kullanılmaya meyilli olduğumuz kamusal alan ve kamusal mekan terimleri aslında özünde Habermas’ın İngilizceye Public Sphere olarak çevrilen Öffentlichkeit kavramı ile ilişkilidir. Türkçe’de ise ‘Kamu’ kelimesi genelde Devlet ile ilişkilendirilmiştir. Meral Özbek’in ifadesi ile [1] “… gündelik konuşmada ‘kamu’ dendiğinde hemen devlet gelir aklımıza; devlet idaresi, organları, kuruluşları, görevlileri ya da … Read more